www.mesih.de
www.hasanmezarci.com
   
    Yalancıların mumları sönüyor, çünkü    
    Gerçekler konuşuyor    
    ve Mesih güneşi doğuyor.    
       
    Adem Baba Hasan Mezarcı'nın Mesih olduğuna şahitlik yapıyor    
   
Yükleniyor ...
(Video birkaç saniye içinde başlamazsa, buraya tıklayın.)
   
         
         
    Videodaki konuşmanın metni:    
   

Değerli kardeşlerim

Hem Türkiye hem de İsveç vatandaşı olarak İsveç’te yaşayan bir Allah’ın kuluyum. İlkokulu Türkiye’de, Teknik Liseyi İsveç’te okudum. Kendi işimde serbest çalışarak geçimimi sağlıyorum. Hz. Mesihin havari resullerinden ve sahitlerinden Adem Baba benim.

İkibin yılında Almanya’da “beklenilen Mesih” olduğunu açıklayan sayın Hasan Mezarcı İsveç’e gelmişti. Kendisini ziyaret ettim ve daha önce kendisini tanıdığım bu adam yalan söylemez diyerek o gün kendisine iman ettim. İşte o günden itibaren Cenab-ı Allah içimde öyle bir ateş yaktı ve öyle bir ilahî aşk verdi ki, bunu kelimelerle anlatmak mümkün değil.

Hz. Mesih’in Mücde kitabında:

(4/7)
Allah’ın nûru lambada;
Lamba zeytin ağacında.
Yağı fitili içinde,
Işığı da içte gördüm.

dediği gibi, sanki hiç durmadan yanan bir nur kandili hâline gelmiştim. İç dünyamda meydana gelen ve her geçen gün daha da artarak devam eden bu ateş, beni yakıyor, kaynatıyor, çoşturuyor, taşırıyor, buharlaştırıyor ve gözlerimden yağmur gibi yaşlar yağdırıyordu. Bu yangınla birlikte Hz. Mesih’in “gökten gelen sofra” mucizesini yaşamaya ve şişelerle, küplerle içmiş gibi sarhoş olmaya başladım.

Bu hâl senelerce gece gündüz devam etti. Güneş, ay, yıldızlar, bulutlar, yağmurlar, dağlar, taşlar, uçan kuşlar dile gelip benimle konuşuyor ve bazı ilahî sırları bana bildiriyorlardı. Aslında her şey iç dünyamda olup bitiyordu; ama beş duyu sahibi bir insan olarak bana dışta da görünüyordu. Cenab-ı Allah ve Rûhulkudüs-Mesih’le öyle bir doldum ki, sanki ben, içinde sadece Allah ve Mesih olan bir Beytullah oldum. Bir insan nasıl havasız, susuz, ve cansız yaşayamazsa, ben de Mesih’siz yaşayamaz hâle geldim.

Hz. Mesih’in Mücde kitabında:

(2/205)
Mecnûnun çölü içinde.
Leylâsı, “Mevlâ” gözünde!
Yemeği suyu içinde,
Şarâbı, gözyaşı gördüm.

dediği gibi, Leyla da, Mevla da, Mesih de içimdeydi. Vahyin, peygamberliğin ve mecnunluğun nasıl bir şey olduğunu ben yaşayarak öğrendim. Benim o mecnun hâlimi gören yakınlarım: “Eyvah, bu adam delirmiş, kafayı yemiş” diyerek hocalara, cincilere ve muskacılara götürmeye kalktılar. Hani kendisine ilk vahiy geldiğinde Hz. Muhammed’i de Varakaya götürmüşlerdi ya..., işte öyle.

Kelimelerle anlatılması imkansız olan bu hâli onlara anlatamadım. Çünkü benim yaşadıklarımı onlar yaşamıyor ve benim gördüklerimi onlar görmüyorlardı.

Hz. Mesih’in Mücde kitabında:

(2/211)
Her göze görünse Leylâ,
Dünya dolardı mecnûnla.
Lâzım olmazdı akılla,
Din – îmân da diye gördüm.

dediği gibi, Cenab-ı Allah benim yaşadıklarımı ve gördüklerimi herkese yaşatsa ve gösterse, dünyada bir tek kâfir kalmaz, bütün dünya iman ederek kurtulurdu. Ancak o zaman da imtihan sırrı ortadan kalkar ve hatta cennet ve cehennem dahî anlamsız hâle gelirdi. O sebeple Cenab-ı Allah o hâli herkese vermek yerine, seçtiği Resullere veriyor ve insanların onların şahitliğine inanarak ve özgür iradelerini kullanarak iman edip kurtulmalarını istiyor.

Nitekim Hz. Mesih Mücde kitabında:

(2/208)
“Herkes görse mah cemâlin,
Elsiz kalırdı ins-ü cin.
A Yûsuf’um perde niçin”,
Dedi Leylâ diye gördüm

diyerek bu ilahî sırrın hikmetini açıklıyor. Hatta bir başka ayette:

(4/270)
Benim gördüğümü Mûsâ,
Görse yok olurdu Mûsâ.
“Rûhullah”tır Mesih-Îsâ;
Allah, Rûhullah’ta gördüm.

diyerek kendi gördüklerine Mûsâ gibi bir büyük peygamberin bile dayanamayacağını söylüyor ve

(4/271)
Bana geldi Leylâ bana,
Buna beden mi dayana.
Nûr etti bedeni, ana,
Bende sâde O’nu gördüm.

(4/279)
Aklımı aldı başımdan,
Deli oldum, deli, inan.
Ne “Ben” kaldı, ne de zindan,
Bende sâde O’nu gördüm.

diyor. Mücde kitabındaki bu ve benzeri ayetlerin anlamını hiç kimse benden daha iyi anlayamaz herhâlde.

Değerli kardeşlerim

İşin başında, dünyada bunca tanınmış din bilgini varken, Cenab-ı Allah’ın neden benim gibi sıradan bir garibanı seçtiğini anlayamamıştım. İncil’lerde anlatıldığı gibi, iki bin yıl önce Hz. Îsâ haça gerildiğinde orada bulunan Meryem Ana’yı ve Yuhanna’yı yanına çağırıyor. Meryem Ana’ya Yuhanna’yı göstererek: “İşte oğlun” diyor. Yuhanna’ya da Meryem Ana’yı göstererek: “İşte annen” diyor ve Meryem Ana’yı Yuhanna’ya emanet ediyor. Beklenilen Mesih’in annesi olmaktan başka hiçbir suçu olmayan o mukaddes kadın, anavatanını terketmeye mecbur kalıyor. Yuhanna ile birlikte gittiği İzmir’in Efes dağlarında mağaralarda yaşayarak çile çekiyor.

Hz. Mesih rüyasında Meryem Ana’nın şu anda İzmir’in Efes dağında olan Meryem Ana Evi’nin bulunduğu yerde, taştan yapılmış iki katlı küçük bir evde yaşadığını ve Meryem Ana’nın: “Benim gibi bir garibi kim ziyaret eder” diyerek ağladığını ve hatta başı kesilerek şehit edildiğini görmüş ve bize anlatmıştır.

İşte İncil’de “Hz. Mesih’in çok sevdiği öğrencisi” olarak tarif edilen Yuhanna olduğumu ve Hz. Mesih’le birlikte Hz. Mesih’e şahitlik yapmak üzere tekrar dünyaya geldiğimi, Cenab-ı Allah’ın bildirmesiyle, yıllar sonra öğrendim. Cenab-ı Allah’ın neden benim gibi bir garibanı seçmiş olduğunu da böylece anladım. Hz. Mesih önceki döneminde olduğu gibi, bu döneminde de Meryem Ana’yı bana emanet etti. Bizi Hz. Mesih’le, Meryem Ana’yla ve Havâri-Resullerle tekrar bu dünyada buluşturan Cenab-ı Allah’a sonsuz şükürler olsun.

Kardeşlerim

Havâri-Resuller olarak bizler, işin başında Ashab-ı Kehf sırrı çerçevesinde Cenab-ı Allah’ın bir mucizesi olarak ve Hz. Mesih’le birlikte annelerimizden doğarak tekrar dünyaya geldiğimizi bilmiyorduk. Ancak her peygamberde ve Hz. Mesih’in önceki döneminde olduğu gibi, zamanı gelince Cenab-ı Allah Hz. Mesih’e ve Havâri-Resuller olarak bizlere bildirdi ve bizi Ashab-ı Kehf uykusundan uyandırdı.

Bizler tıpkı iki bin yıl önce olduğu gibi, bu ilahî sırlara, mucizelere ve sayın Hasan Mezarcı’nın Meryemoğlu Mesih-Îsâ olduğuna şahitlik yapıyoruz. Bunda dine, imana, akla ve mantığa aykırı olan, anlaşılamayacak, hayret edilecek, alay edilecek veya inkâra, küfre, hakarete ve zulme gerekçe yapılacak ne var Allah aşkına?

Mesih olduğunu söylemekten ve beklenilen Mesih’e şahitlik yapmaktan başka hiçbir suçu bulunmayan Hz. Îsâ’ya ve Havârilerine karşı yapılan küfür, hakaret, işkence ve zulümleri bütün dünya biliyor. İki bin yıl sonra şimdi yine sırf “beklenilen Mesih” olduğunu söylediği için sayın Hasan Mezarcı’ya karşı yapılan küfür, hakaret, iftira, yargısız infaz ve linç kampanyalarını bütün Türkiye biliyor. Malesef Mesih konusunda Roma devletinin ve Yahûdilerin yaptığı tarihî hatayı, şimdi de Roma’nın vârisi olan Türk devleti ve milleti yapıyor.

Kardeşlerim

İman edemeyenler, bari inkâr etmekte acele etmesinler. “Biz bilmiyoruz; doğrusunu Allah bilir” diyerek Mesih konusunda kalplerini tatmin etmesi için Allah’a dua etsinler. Geçmişten ders alarak Hz. Mesih’e ve Havârilerine karşı insanları kışkırtıp iman etmelerini engellemek gibi, çok ağır bir günah işleme ihtimalinden, riskinden ve sorumluluğundan kendilerini korusunlar.

İncil’lerde anlatıldığı gibi, Hz. Isa kendisine küfür, hakaret, iftira, işkence ve zulüm yaparak haça gerilmesine sebep olanları Cenab-ı Allah’ın çok ağır bir şekilde cezalandıracağını bildiği için: “Allah’ım onları affet; çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar” demişti. Yine İncil’de anlatıldığı gibi Hz. Mesih Havârilerine: “Kişinin düşmanı, en yakını olacaktır. Benim ismimden dolayı, yani sırf bana şahitlik yaptığınız için sizi mabedlerden kovacaklar; dövecekler, sövecekler, eziyet ve işkence yapacaklar, mahkemelere verecekler. Bunlarla karşılaştığınız zaman sevinin ve sonuna kadar sabredin. Çünkü Allah’ın yanında ödülünüz çok büyük olacak” demişti. Ben Hz. Mesih’in söylediklerinin doğru olduğunu aynen yaşayarak öğrendim.
Beni tanıyanlar: “Biz bu adamdan şöyle bir kötülük gördük” diyemezler. Biri bana kötülük yapsa, bana kötülük yaptığı için değil, benim gibi mazlum bir Allah adamına kötülük yapanı Cenab-ı Allah’ın çok ağır bir şekilde cezalandıracağını bildiğim için ağlarım. Hz. Mesih gibi: “Allah’ım onu affet. Çünkü o ne yaptığını bilmiyor” diye gözyaşları içinde dua ederim.

Hz. Mesih’e iman etmeden önce de ben, hacca gitmiş, namazında, niyazında, işinden evine, evinden işine giden bir insandım. Hz. Mesih’in söylediği gibi, sırf sayın Hasan Mezarcı’nın “beklenilen Mesih” olduğuna iman ettiğim için en yakınlarım en azılı düşmanlarım oldu. Maksadım bana yapılan kötülükleri anlatmak değil, dinleyenlere ders ve ibret olması için bu kadarını söylemektir.

Evet, sırf Hz. Mesih’e iman ettiğim için benim başıma gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi. En yakınlarım: “Ya Mesih’ten vazgeçeceksin ya da bizden” diyerek beni imanımla imtihan ettiler. Yine İncil’lerde anlatıldığı gibi, Hz. Mesih Havârilerine: “Annesini, babasını, kardeşlerini, eşini ve evladını benden daha çok seven, bana layık değildir” demiştir. Birgün annesinin ve kardeşlerinin kendisini ziyarete geldiklerini öğrenen Hz. Mesih: “Kim benim annem? Kimler benim kardeşlerim? Kim bana iman ediyorsa, işte o benim annem, işte o benim kardeşim” demişti. O esnada kardeşleri henüz Hz. Îsâ’nın “beklenilen Mesih” olduğuna iman etmemişlerdi. Ancak daha sonra iman ettiler.

En yakınlarımın bana yaptıkları bütün kötülüklere sabrederek ve onlar için gözyaşları dökerek dua ettim. İnşallah Cenab-ı Allah dualarımı kabul eder ve onlar da Hz. Mesih’e iman ederek kurtulurlar. Ancak ben Hz. Mesih’in dediği gibi: “Kim Hz. Mesih’e iman ederse, o benim anem, o benim kardeşim ve o benim ailem” diyerek eşi ve çocuklarıyla birlikte yaşayan Meryem Ana’nın yanına gittim. Hz. Mesih’in vasiyetine uyarak iki bin yıl önce olduğu gibi, Meryem Ana’yla ve Mesih ailesiyle birlikte yaşamaya devam ediyorum. İnşallah iki dünyada da Hz. Mesih’ten, Meryem Ana’dan ve Mesih ailesinden ayrılmayacağım. İşte Havâri-Resul Yuhanna olarak benim hikâyem şimdilik kısaca böyle. Bundan sonra görelim Mevla neyler... neylerse güzel eyler.

Kardeşlerim

Havâri-Resuller olarak bizim şahitliğimiz nefsimizden veya kendi düşüncemizden değil, Allah’tandır. Bu sebepten sayın Hasan Mezarcı’nın Meryemoğlu Mesih-Îsâ olduğuna şahitlik yaparken, bizim şahitliğimizi reddedenlerin Cenab-ı Allah’ın önünde çok kötü duruma düşeceklerini bildiğim için, çok üzülüyorum. Ancak bizim şahitliğimizi kabul ederek Hz. Mesih’e iman edenlerin de kurtulacaklarını ve cennette ebedî hayat bulacaklarını bildiğim için çok seviniyorum.

Hz. Mesih’in Mücde kitabında dediği gibi

(1/53)
Nasibi olan gelecek,
Mesih’e îmân edecek.
Nasipsizler ne edecek,
Mahşer günü diyegördüm.

diyerek ve bütün insanların iman edip kurtulmaları için gözyaşları dökerek dua ediyorum. Cenab-ı Allah’tan bana verdiği bu büyük ilahî aşk ateşinden size de vermesini ve kalplerinizi Rûhulkudüs-Mesih aşkıyla doldurmasını diliyorum. Beni dinlediğiniz için sizlere teşekkür ediyorum. Kalpleriniz Allah ve Mesih sevgisiyle dolsun. Allah yar ve yardımcınız olsun.

Ekim 2014