www.mesih.de
www.hasanmezarci.com
   
    Yalancıların mumları sönüyor, çünkü    
    Gerçekler konuşuyor    
    ve Mesih güneşi doğuyor.    
       
    Mesih (Hasan Mezarcı) Gerçeği - 1 -    
   
Yükleniyor ...
(Video birkaç saniye içinde başlamazsa, buraya tıklayın.)
   
         
         
    Videodaki konuşmanın metni:    
   

Değerli kardeşlerim

Ben sayın Hasan Mezarcı’nın oğlu Yasir Mezarcı’yım. Hafızlığımı ve İmam Hatip Lisesini Türkiye’de bitirdim. Almanya’da yaşıyorum. Evliyim ve iki çocuk babasıyım.
Sayın Hasan Mezarcı’nın o büyük tarihî kavgasının perde arkasını bilmeyen veya yanlış bilenleri bir nebzecik de olsa aydınlatabilmek için yaptığım bu açıklamamın ilerleyen safhasında, bazı tarihî sırları da açıklayacağım.

Değerli kardeşlerim

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verdiği sembolik önergelerle, resmî ideolojinin tarihî temellerini ve arka bahçesini, tarihî sürekliliği içinde, resmen sorgulama misyonu icra eden ilk ve tek milletvekili sayın Hasan Mezarcı’dır. Resmî ve sivil güç odakları tarafından, tarihte emsali görülmemiş bir ittifakla ve düşmanlıkla, sayın Hasan Mezarcı’ya karşı yapılan “küfür, hakaret, iftira, karalama, yargısız infaz ve linç” kampanyalarının arkasında, bu büyük tarihî kuyruk acısı ve kıskançlık vardır. Kıskançlıklarından dolayı “Hazereti Yusuf’u kuyuya atan, köle olarak satan ve arkasından uydurdukları kanlı gömlek masallarıyla ve ’kardeşimizi kurt kaptı’ yalanlarıyla milleti kandırmaya kalkan kardeşleri” gibi, Hasan Mezarcı’yla ilgili timsah gözyaşı dökenler de, en az kuyruk acısı olanlar kadar, sayın Hasan Mezarcı’ya düşmanlık yapmış, içten ve arkadan hançerleyerek ihanet etmişlerdir. Hasan Mezarcı gerçeğini doğru olarak anlayabilmek ve anlatabilmek için, öncelikle onun Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verdiği sembolik önergelerini ve bu önergelerin konularını doğru bilmek gerekmektedir. Bu sebeple önce kısaca ve maddeler halinde bu önergelerden bahsetmek istiyorum.

1- Cumhuriyet tarihi boyunca ve hâlâ bugün dahî açılmayan İstiklal Mahkemesi zabıtları arşivlerine giren ve İskilipli Atıf hocayla ilgili zabıtları alarak yayınlanmasını sağlayan ilk ve tek milletvekili de sayın Hasan Mezarcı’dır. Hiç şüphe yok ki, bu sembolik önergenin ve girişimin amacı, Türkiye’nin tarihî temellerinin arka bahçesini aydınlatma konusunda çok önemli bir yeri olan istiklal mahkemeleri arşivinin açılmasına öncülük etmek ve bu konuyu resmen Meclis, medya ve ülke gündemine getirmektir. Sayın Hasan Mezarcı bu amaçla, İstiklal Mahkemeleri tarafından haksız yere idam edilen ve mezarı dahî milletten gizlenen büyük mazlum ve şehit, İskilipli Atıf hocanın itibarının iadesi ve mezarının bulunması ile ilgili Meclis araştırma önergesini vermiştir.

2- Mustafa Kemal’e ve devrimlerine karşı muhalefetiyle meşhur olan büyük dava, ilim ve maneviyat adamı, Bediuzzaman Said-i Nursi hazretlerine karşı yapılan tarihî mezalimin Meclis, medya ve ülke gündemine getirilmesi, itibarının iade edilmesi ve mezar yerinin bulunmasıyla ilgili Meclis araştırma önergesi

3- Türkiye’nin ilk özel bankası olan İş Bankası’nın patronu Mustafa Kemal’in, Hindistan müslümanlarının kurtuluş savaşında kullanılmak üzere toplayarak gönderdikleri paraları zimmetine geçirerek, bu paralarla İş Bankası’nı kurduğuna dair “İş Bankası yolsuzluğuyla ilgili Meclis araştırma önergesi”

4- Mustafa Kemal’in, Lozan Antlaşması’nı onaylamamakta direnen birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne darbe yapması ve bu esnada Trabzon milletvekili ve muhalefet lideri olan Ali Şükrü beyi boğdurması ile ilgili Meclis arastırma önergesi;
Hiç şüphe yok ki, bu önergenin amacı, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî temeli olan Lozan Antlaşması’nı onaylamadığı için I. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne darbe yapılmasıyla ilgili tarihi gerçeklerin ve bunların arkasındaki karanlık bağlantıların Meclis, medya ve ülke gündemine getirilmesidir. Hâlâ bugün dahî darbelerden bahsedilirken, I. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yapılan darbenin özenle halktan gizlenmesi ve darbeler tarihinin 1960 darbesiyle başlatılması, Türkiye’nin üzerine sinmiş olan büyük tarihî korkunun hâlâ devam ettiğinin apaçık bir göstergesidir.

5- Mustafa Kemal’in, İzmir’de kendisine karşı suikast planlayan, ancak suikaste teşebbüs dahî edemeden yakalanan üç kişiyi bahane ederek, başta kurtuluş savaşı kahramanlarımızdan rahmetli Kâzım Karabekir Paşa olmak üzere, pek çok milletvekili, bakan ve paşayı müebbet veya idam cezasına mahkûm ettirmesi ve Kâzım Karabekir Paşa’nın başında bulunduğu muhalefet partisini kapattırarak tek parti dönemi diktatörlüğünün oluşmasını sağlaması ile ilgili: “İzmir suikasti Meclis araştırma önergesi”

6- Artık bugün herkesin rahatlıkla konuşmaya başladığı, gladyo, kontrgerilla veya ergenekon denilen derin devletin arka bahçesinin, Meclis, medya ve ülke gündemine getirilerek sorgulanması amacıyla hazırlanmış olan “Özel Harp Dairesi ve kontrgerilla önergesi”

Değerli kardeşlerim

Maddeler halinde sıraladığım bu önergelerin konuları, iddiaları ve amaçlarıyla ilgili ifadeler bana ait değil, sayın Hasan Mezarcı’ya aittir. 1997 yılında cezaevinden çıkan babam, sayın Hasan Mezarcı, bunları maddeler halinde ifade ederek bana yazdırdı ve “zamanı gelince açıklarsın” dedi.
Ben bu konularda uzman olmadığım gibi, ciddi bir bilgi, belge ve iddia sahibi de değilim. Amacım bu konuları gündeme getirerek yeni bir tartışma başlatmak değil, sadece sayın Hasan Mezarcı’nın o büyük tarihî kavgasının perde arkasıyla ilgili olarak, bir nebzecik de olsa, kamuoyunu ve gelecek nesilleri doğru bilgilendirmektir. Sayın Hasan Mezarcı, sadece kendi tabanlarıyla ilgili konuları çarpıtarak takiyyeci bir üslupla gündeme getiriyormuş, tabuları yıkıyormuş, putları kırıyormuş ve sistemi sorguluyormuş görüntüsü veren sahte kahramanlardan biri değildir. Bunu anlayabilmek için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verdiği Meclis araştırma önergelerinin konularına bakmak yeterlidir. Bugünun Türkiye’sinde dahî bu konuları, bu açıklıkta ve resmen Meclis, medya ve ülke gündemine getirerek, herkesin ve her kesimin şikayet ettiği ve değişmesini istediği sistemin temellerini ve arka bahçesini sorgulamanın önünü ve yolunu açacak bir tek milletvekili çıkmamıştır. Hiç şüphe yok ki, değişmesini istedikleri sistemin tarihî temellerini ve arka bahçesini doğru bilmeyen ve daha da kötüsü yanlış bilen bir milletin aydınları ve siyasetçileri, nelerin, neden ve nasıl değişmesi gerektiğini ve ne yapılması gerektiğini de bilemez. Sadece “yeni anayasa yaptık”edebiyatıyla ve demokrasi nakaratıyla, mevcut diktatörlüğün “demokrasi ve hukuk devleti” kılıfıyla kılıflanarak sürüp gitmesini sağlarlar.

Degerli kardeşlerim

Elbette sayın Hasan Mezarcı’nın Meclis faaliyetleri bu önerge konularından ve bunları Meclis, medya ve ülke gündemine getirmekten ibaret değildir. Ancak bu sembolik önergelerle işe başlayan sayın Hasan Mezarcı, Dersim katliamından, Konya, Yozgat, Koçgiri, Ağrı, Düzce ve şeyh Said isyanına kadar pek çok konuyu yurtiçinde ve yurtdışında verdiği yüzlerce konferansta, yazılı ve görsel medya aracılığıyla yaptığı binlerce açıklamada ve tartışmada gündeme getirerek, “tabuları yıkmanın, putları kırmanın, konuşulamazları konuşulabilir, dokunulamazları dokunulabilir ve değiştirilemezleri değiştirilebilir” hale getirmenin, yani değişimin ve yeniden yapılanmanın önünü ve yolunu açmıştır. Aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu üyesi olan sayın Hasan Mezarcı, komisyon üyesi olarak Bosna’da ve Karabağ’da yapılan katliamlarla ve guneydoğuda devam eden terör olaylarıyla ilgili incelemelerde bulunmuş ve başta bu konular olmak üzere, yurtiçindeki ve yurtdışındaki insan hakları ihlalleri konusunda pek çok çalışma yapmış, bunları da Meclis, medya ve ülke gündemine getirmeye çalışmıştır.

Değerli kardeşlerim

Konuşmamın başında da söylediğim gibi resmî ve sivil güç odakları tarafından sayın Hasan Mezarcı’ya karşı yapılan “küfür, hakaret, iftira, yargısız infaz ve linç” kampanyalarının gerçek sebebi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verdiği önergelerdir. Bu önergelerin konularını ve amaçlarını, Türkiye halkının öğrenmesini engelleyebilmek için, hep birlikte ve koro halinde “Atamıza küfretti” nakaratını tekrarlayarak, halkı sayın Hasan Mezarcı aleyhine kışkırtmalarının gerçek sebebi budur. Sayın Hasan Mezarcı tarafından hazırlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verilen önergelerin Meclis gündemine alınabilmesi için, en az on milletvekilinin de destek imzası gerekmekteydi. Sayın Hasan Mezarcı ceşitli partilerden milletvekillerinin imzalarını alarak, imza yeter sayısını tamamlamış ve bu önergelerin tamamını Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlıgına vermiştir. Dönemin Meclis başkanı sayın Hüsamettin Cindoruk parti yetkililerini harekete geçirerek, bu önergelere imza atan milletvekillerine, imzalarını geri almaları için baskı yapılmasını sağlamıştır. Ancak bu önergelerin düşürülmesiyle ve sayın Hasan Mezarcı’nın dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili asıl rolü, dönemin başbakanı ve daha sonra cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel oynamıştır.
Sayın Hasan Mezarcı’nın dokunulmazlığının kaldırılmasının görüşüldüğü Meclis Anayasa ve Adalet Komisyonu toplantısında yapılan oylamada, Cemalettin Gürbüz ve rahmetli Erdal İnönü gibi komisyon üyesi gerçek sosyal demokratlar red oyu kullanırken, Refah partili komisyon üyeleri, komisyon toplantısına dahî katılmamış ve red oyu kullanmamışlardır. İşte sayın Erbakan’ın, istifa etmemesi yönündeki ısrarına rağmen, sayın Hasan Mezarcı’nın partisinden istifa etmesinin sebebi, bu tarihî brütüslük ve ihanettir. Ne ilginçtir ki, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa yasama dokunulmazlığı kapsamında olan Meclis’deki faaliyetlerini, Meclis, medya ve ülke gündemine getirdiği gerekçesiyle, anayasaya, yasalara ve Meclis içtüzüğüne açıkça aykırı olarak sayın Hasan Mezarcı’nın dokunulmazlığı kaldırılmıştır. Yani o dönemin Genelkurmay brifingli siyasileri ve yargıçları, anayasayı ve yasaları çiğneyerek sayın Hasan Mezarcı’nın dokunulmazlığını kaldırmış ve tamamen ideolojik ve göstermelik mahkemelerde yargılayarak mahkûm etmişlerdir.
Sayın Hasan Mezarcı’yla ilgili soruşturmaların, mahkemelerin ve mahkûmiyet kararlarının adli veya örgütlü suçlarla bir ilgisi yoktur. Aynı dönemde kurulan koalisyon hükumetlerinin ortakları, karşılıklı olarak birbirlerinin yolsuzluklarını örtbas etme protokolleri yaparak, hükumetler kurdukları ve bu önergelerin Meclis gündeminde reddedilmesini sağladıkları, kamuoyunun malûmudur. Yani o dönemde işlenen onbinlerce faili meçhul cinayetin ve devletin ve milletin hortumlanmasının suçlusu ve sorumlusu olan milletvekillerinin, bakanların ve başbakanların dosyaları, Meclis komisyonunda bekletildiği ve dokunulmazlıkları kaldırılmadığı veya Meclis genel kurulunda örtbas edildiği halde, sırf önerge konularıyla ilgili yaptığı konuşmalardan dolayı sayın Hasan Mezarcının dokunulmazlığı kaldırılmıştır. Bu durum Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinin alnına sürülmüş kapkara bir lekedir.
Hiç şüphe yok ki, nasıl sayın Hasan Mezarcı çıkmış ve cumhuriyet tarihi boyunca yapılan darbeleri, hırsızlıkları, yolsuzlukları, katliamları yapanların ve yaptıranların yakasına yapışmışsa, birgün bir “Mezarcı” daha çıkar ve Hasan Mezarcı’ya karşı yapılan mezalimin de hesabını sorar. Ancak sayın Hasan Mezarcı’nın asla böyle bir beklentisi yoktur. Çünku o “ben ne yaptımsa, Allah için yaptım, ücretimi Allah’tan alacağım. Bana karşı yapılan ve yaptırılan mezalimin cezasını da, mahşer günü Allah verecektir” diyerek o dosyayı kapatmıştır.

Değerli kardeşlerim

Sayın Hasan Mezarcı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verdiği önergelerin Meclis gündemine gelmesini ve Meclis zabıtlarına girmesini önlemek için, önergelere imza atan milletvekillerine partileri baskı yapmış, bu yolla bir kısım milletvekillerinin önergelerden imzalarını geri çekmeleri sağlanmıştır. Özellikle önerge sahibi olan sayın Hasan Mezarcı’ya karşı, medya aracılığıyla çok şiddetli karalama ve linç kampanyaları başlatılmış ve önergelerini geri çekmesi için, o dönemin genelkurmayı tarafından resmen ölümle tehdit edilmiştir. O günlerde, sayın Hasan Mezarcı’yı makamına çağıran rahmetli Erbakan, Özel Harp Dairesi’nden iki albayın kendisine gelerek, “bu önergeleri geri çekmemesi ve bu konuları Meclis, medya ve ülke gündemine getirmeye devam etmekten vazgeçmemesi halinde, öldurüleceğini” söylediklerini, resmen sayın Hasan Mezarcı’ya tebliğ etmiştir. Rahmetli Erbakan’la sayın Hasan Mezarcı arasında geçen bu konuşmanın şahidi de, sayın Şevket Kazan’dır. O günlerde, daha sonra faili meçhul bir cinayete kurban giden rahmetli binbaşı Cem Ersever, milliyetçi görüşleriyle meşhur bir milletvekili vasıtasıyla, sayın Hasan Mezarcı’ya haber göndermiş ve bir yurtiçi seyahati esnasında kendisine suikast yapılacağını bildirerek, güzergâhını değiştirmesini istemiştir.
Yine o günlerde, rahmetli cumhurbaşkanı Turgut Özal’la görüşen sayın Hasan Mezarcı’ya, rahmetli Özal moral ve destek vermiştir. “Makamım ve konumum gereği benim yapamadıklarımı ve söyleyemediklerimi sen yapıyorsun. Senin önergelerin ve açıklamaların sistemin sorgulanmasının, değişimin ve yeniden yapılanmanın önünü açıyor. Sakın korkma, ama dikkatli ol, arkandayım” diyerek ne kadar büyük bir devlet ve dava adamı olduğunu göstermiştir. Hatta makamında asılı bulunan Mustafa Kemal’in resmini göstererek: “Sayın Mezarcı, inşaallah çok yakında bu resimler ve heykeller devlet dairelerinden ve kamu alanlarından kalkar ve Türkiye ortadoğu ülkelerindeki baas rejimlerine benzeyen bu diktatörlük rejimi anayasasından ve görüntüsünden kurtulur” demiştir. Nitekim rahmetli cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatına kadar dokunulmazlıkların kaldırılması Meclis gündemine getirilememiştir.
Babam sayın Hasan Mezarcı’nın Ergenekonun bir numarası dediği sayın Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanlığı döneminde dokunulmazlıkların kaldırılması bu iddiasının tarihî ve resmî delillerinden biridir. İşte o günlerde rahmetli Erbakan’la ve partisiyle ters düşen sayın Hasan Mezarcı’nın, rahmetli Özal’a karşı duyduğu büyük sevginin arkasında bu tarihî sır vardır. O günlerde sayın Hasan Mezarcı “Demirel sıkışınca şapkasını alıp gider, Erbakan sıkışınca takkesini alıp gider” diyerek, 28 Şubat sürecini yıllar önce ve açıkça kamuoyuna ilan etmiştir. Bugünlerde rahmetli Özal’ın misyonunu sürdürdüklerini iddia ederek ve kubur fareliği yaparak, rahmetli Özal’a karşı olan büyük milli sevgiyi, siyasî ve ticarî ranta çevirenlerin, o günlerde rahmetli Özal’a karşı hep birlikte nasıl amansız bir muhalefet ve düşmanlık yaptıklarını ve yalnızlaştırarak Çankaya’ya mahkûm ettiklerini unutturmaya çalışıyorlar. Rahmetli Özal’la veya sayın Hasan Mezarcı’yla ilgili onbeş yirmi yıl önceki tarihî gerçekleri dahî çarpıtanlar, elli veya yüzyıl önceki tarihî gerçekleri çok daha kolay ve rahat bir şekilde çarpıtıyorlar.

Değerli kardeşlerim

Bildiğiniz gibi 2000 yılında Almanya’da beklenilen Mesih olduğunu açıklayan ve bu tarihten üç yıl önce 1997 yılında Ulucanlar cezaevinin kapısında bekleyen medya ordusuna ve kamuoyuna, siyasî hayatının bittiğini açıklayan sayın Hasan Mezarcı’nın, bundan sonra devlet veya siyaset hayatıyla meşgul olması asla söz konusu olamaz. Bu açıklamalarımızın amacı, “beklenilen Mesih” olduğunu açıklayan sayın Hasan Mezarcı’nın, milletvekilliği döneminde icra ettiği tarihî ve siyasî misyonun doğru anlaşılmasını sağlamak suretiyle, kamuoyunu ve gelecek nesilleri doğru bilgilendirmektir. Mesih olduğunu açıkladığı 2000 yılından bugüne kadar sayın Hasan Mezarcı’nın içine kapandığını, yalnızlaştığını ve psikolojik rahatsızlığı olduğunu iddia edenler yanılıyorlar. Sayın Hasan Mezarcı’nın inzivaya çekileceğini açıklamasının sebebi, medyayı ve kamuoyunu kendisinden uzaklaştırmak suretiyle, Mesihlik vazifesini rahatlıkla yapabilmek içindi. Aradan geçen onbir yıl boyunca sayın Hasan Mezarcı, dünyanın çeşitli ülkelerinde olan havâri aileleriyle birlikte yaşamış, havârilerine muallimlik yapmış ve bu esnada Allah’ın vahyi ile “Mücde” isimli kitabı yazmıştır. Bu yılın başında, www.mesih.de isimli internet sitesiyle, havârileriyle ve Mücde kitabıyla birlikte ortaya çıkarak, inziva döneminin bittiğini, irşad ve tebliğ döneminin başladığını açıklamıştır. Sayın Hasan Mezarcı’nın ve havârilerinin bütün milletlere yönelik ilahî mesajlarını bilmek isteyenlere, ilgili siteyi takip etmelerini tavsiye ediyorum.

Değerli kardeslerim

Ben sayın Hasan Mezarcı’nın beklenilen Mesih olduğuna iman ve şahitlik ediyorum.

Hidayete tabi olanlara ve beklenilen Mesih’e iman ederek kurtuluşa erenlere selam olsun.

Nisan 2012