www.mesih.de
www.hasanmezarci.com
   
    Yalancıların mumları sönüyor, çünkü    
    Gerçekler konuşuyor    
    ve Mesih güneşi doğuyor.    
       
    Mesih (Hasan Mezarcı) Gerçeği - 2 -    
   
Yükleniyor ...
(Video birkaç saniye içinde başlamazsa, buraya tıklayın.)
   
         
         
    Videodaki konuşmanın metni:    
   

Değerli kardeşlerim

Ben sayın Hasan Mezarcı’nın oğlu Yasir Mezarcı’yım. Hafızlığımı ve İmam Hatip Lisesini Türkiye’de bitirdim. Almanya’da yaşıyorum. Evli ve iki çocuk babasıyım.

Bu konuşmamda sayın Hasan Mezarcı’ya cezaevinde işkence yapıldığına veya ilaç verilerek zihin kontrolü yapıldığına ve bu sebeple Mesih olduğunu açıkladığına dair haber, iddia ve yorumların tamamen uydurma, iftira ve yalan olduğunu açıklayacağım. Sayın Hasan Mezarcı’nın en yakınlarından biri ve oğlu olarak, onu en iyi tanıyanlardan ve bilenlerden biri ben olduğum gibi, onunla ilgili sırları en iyi bilenlerden biri de benim.

Sayın Hasan Mezarcı çeşitli tarihlerde İstanbul-Metris, Ankara -Elmadağ ve Ulucanlar, Edirne-İpsala ve Balıkesir-Bandırma cezaevlerinde yatmıştır. Ankara, İstanbul, Adana, Edirne, Trabzon, Kütahya, Maraş, Balıkesir ve Konya gibi birbirinden uzak vilayetlerde yargılanmıştır. Zaman zaman cezaevi arabalarıyla ve elleri kelepçeli olarak birbirinde uzak vilayetlere taşınmıstır. Hatta Ankara, İstanbul ve Adana devlet güvenlik mahkemelerinde “bölücülük ve PKK-cılık’’ suçlaması ile dahî yargılanmıştır. O dönemin Türkiyesinin, tamamen ideolojik ve göstermelik mahkemelerinde yargılanarak, hakkında pek çok mahkûmiyet kararı verilmiştir. O dönemde sayın Hasan Mezarcı’ya karşı yapılan “küfür, hakaret, iftira, karalama, yargısız infaz ve linç” kampanyalarının ve mahkûmiyet kararlarının arkasında ise Milli Güvenlik Kurulu kararı ve talimatları vardır. Nitekim daha sonraki yıllarda medyaya yansıyan bir Milli Güvenlik Kurulu talimatında sayın “Hasan Mezarcı’nın rejime karşı çok büyük bir tehdit oluşturduğu ve medya aracılığıyla aleyhinde karalama kampanyaları yapılarak halkın gözünde küçük düşürülmesi gerektiği” yer almaktadır. Bizim açımızdan o belge, sayın Hasan Mezarcı’nın tek başına icra ettiği o büyük tarihî misyonun resmî bir belgesidir. Elbette misyon büyük olunca, korku, telaş ve panik de büyük oluyor. Bunu anlayabilmek için o dönemde, cumhuriyet tarihinde ilk defa, sayın Hasan Mezarcı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine verilen araştırma önergelerinin listesine ve konularına bakmak yeterlidir. Biz Hasan Mezarcı düşmanlarının kuyruk acılarını çok iyi anlıyoruz. Milyonlarca seveni ile birlikte ailesi ve çocukları olarak sayın Hasan Mezarcı ile iftihar ediyoruz.

Değerli kardeşlerim

Sayın Hasan Mezarcı, 2000 yılında Almanya’da “beklenilen Mesih” olduğunu açıklamıştır. Bu tarihten üç yıl önce, yani 1997 yılında Ankara-Ulucanlar cezaevinden çıkmıştır. Cezaevinin önünde bekleyen medya ordusuna: “siyaset, ticaret, cemiyet, cemaat ve teşkilat hayatım bitmiştir” demiş ve bugüne kadar da bu sözünde durmuştur. Bunun sebebi, Cenab-ı Allah’ın cezaevinde kendisine “beklenilen Mesih” olduğunu bildirmesidir. Yani siyasetten ve kamuoyundan uzaklaşması, içine kapanmasıyla, psikolojisinin bozuk olmasıyla veya yalnızlaşmasıyla ilgili değil, Mesih olmasıyla ilgilidir. Medyayı ve kamuoyunu kendisinden uzaklaştırabilmek ve tamamen Mesihlik vazifesi ile meşgul olabilmek için de, inzivaya çekileceğini açıklamıştır. Yazılı ve görsel medyada, cezaevinden çıktığı 1997 yılından 2000 yılına kadar, sayın Hasan Mezarcı’ya “işkence yapıldığına veya ilaç verildiğine” dair bir tek yazı, haber ve yorum yoktur. Daha da önemlisi, cezaevinde veya cezaevi dışında, 1997 yılından 2000 yılına kadar, sayın Hasan Mezarcı’nın “beklenilen Mesih” olduğunu söylediği tek bir kişi yoktur. Şayet iddia edildiği gibi cezaevinde sayın Hasan Mezarcı’ya işkence yapılarak ve ilaç verilerek psikolojisi bozulmuş olsaydı, 2000 yılına kadar bekleyemezdi. Amiyane tabirle bu ne biçim bir delidir ki, cezaevinde delirtildiği halde, 18 Mart 2000 tarihine kadar bekliyor.
Cezaevinden çıktıktan sonra gittiği yurtdışında yaşadığı üç yıl boyunca bir tek kişiye dahî beklenilen Mesih olduğunu söylemiyor. İlk defa 18 Mart 2000 tarihinde Almanya’da Kurban bayramının 3. günü kendisini ziyarete gelen 18 kişiye “beklenilen Mesih” olduğunu açıklıyor. Bu haber önce kulaktan kulağa Amerika’ya, Avrupa’ya ve Türkiye’ye doğru yayılıyor. Bu tarihten sonra “işkence ve ilaç” iddiaları uydurulmaya ve yayılmaya başlıyor.
Şunu bütün samimiyetimle söylüyorum ki, sayın Hasan Mezarcı’yla ilgili gerçekleri açıklayabilmek için isimlerini zikretmeye mecbur bırakıldığımız kişiler başta olmak üzere, hiç kimseye düşman değiliz. Keşke bu kişiler Allah’ın Mesihi hakkında hiçbir doğru bilgi ve belgeye dayanmayan iddia ve iftiralarda bulunmasalar da, bizi de bunlarla ilgili doğruları açıklamaya mecbur etmeseler. Çünkü biz “sağ yanağına vurana, sol yanağını uzat” diyen ve hatta “düşmanlarınızı dahî severek farkınızı ortaya koyun” diyen Hazreti Mesih’e iman ediyoruz.

Değerli kardeşlerim

Sayın Hasan Mezarcı’ya cezaevinde işkence yapıldığına dair iddiaların kaynağı ve ilk çıkış noktası sayın Şevket Kazan’dır. Bu iddiamızın şahidi olan kişi şu anda önemli devlet bürokratlarından biri olduğu için ismini açıklamayacağım. Sayın Hasan Mezarcı’ya “cezaevinde ilaç verilerek zihin kontrolü yapldığı” iddialarının kaynağı ve ilk çıkış noktası ise Fethullah Gülen’dir. Milyonlarca seveni olan sayın Hasan Mezarcı’nın beklenilen Mesih olduğuna halkın ve tabanlarının inanmasından korkarak panikleyen bu ve benzeri kişiler, önce teşkilatlarını kullanarak bu yalanları yaygınlaştırdılar. Aylar sonra da Hasan Mezarcı ile ilgili kuyruk acısı olan resmî ve sivil güç odaklarıyla birlikte “deli, kâfir ve sahte Mesih” kampanyalarını başlattılar. Şayet zihin kontrolü yoluyla bir kişinin görüşlerinin değiştirilmesi mümkünse, aynı tarihlerde cezaevinde yatan DEP milletvekillerinin görüşleri neden değiştirilmedi? Bari bu ilaçlardan biraz da Abdullah Öcalan’a verip görüşlerini değiştirseler de, otuz yıldır akan kanı durdursalar. Ayrıca böyle bir ilaç ve yöntem varsa, bu yöntemin bir kişiye uygulanabilmesi için cezaevinde yatıyor olması şart mı? Bu deli saçması iddiaları uyduran ve yayanlar önce kendilerine baksınlar.

Hadi bir komplo teorisi de biz uyduralım. Bildiğiniz gibi son yıllarda Türkiye’de pek çok meşhur kişi ve mühim bir çoğunluk görüşlerinin değiştiğini söylemekle övünüyorlar. Sakın Mossad veya CIA halkın tükettiği gıdalara ve içme sularına bu ilaçlardan karıştırıyor olmasın. Bu deli saçması iddiaları üreten ve yayan sözüm ona koskoca adamlar bu milleti aptal yerine mi koyuyorlar? Fethullah Gülen’in sayın Hasan Mezarcı’ya zihin kontrolü yapıldığına dair iddialarını gazeteci Ünal Tanık bir makalesinde yayınlamıştır.

Değerli kardeşlerim

Bildiğiniz gibi sayın Hasan Mezarcı’nın cezaevinde yattığı 1997 yılında, bugünkü cumhurbaşkanı ve Ak Parti kurmaylarının da içinde bulunduğu Refah Partisi iktidardaydı. Rahmetli Erbakan başbakan, Şevket Kazan’da Adalet bakanıydı. Şayet sayın Hasan Mezarcı’yla ilgili bu iddialar doğruysa, bunun yegâne sorumlusu ve suçlusu, bugünkü Ak Parti kurmaylarının da içinde bulunduğu, o günkü Refah Partisi kurmaylarıdır. Bu sebeple sayın Hasan Mezarcı sayın cumhurbaşkanına ve sayın başbakana yazdığı mektuplarda bu konunun aydınlatılmasını istemiştir.
O iktidar döneminde Almanya’dan Türkiye’ye dönen sayın Hasan Mezarcı havaalanında gözaltına alınarak, İstanbul-Metris cezaevine götürülmüş ve “İBDA-C veya HİZBULLAH” koğuşlarından birini seçmeye mecbur edilmiştir. Metris cezaevinin İBDA-C koğuşunda kaldığı günlerde koğuş arkadaşları sayın Hasan Mezarcı’ya karşı son derece saygılı davranmış ve hizmet etmişlerdir. Ancak bu esnada Cenab-ı Allah sayın Hasan Mezarcı’ya “beklenilen Mesih” olduğunu bildirmiş ve Metris cezaevinden çıkarak Ankara-Ulucanlar cezaevine gitmesini istemiştir. Bunun üzerine gece valizini hazırlayan sayın Hasan Mezarcı koğuş arkadaşlarının uykuda olduğu günün erken bir saatinde koğuşun kapısına gelerek gardiyanı çağırmış, koğuşun kapısını açtırıp koğuştan çıkmıştır. Sayın Hasan Mezarcı’nın koğuştan çıktığını koğuş arkadaşlarından hiçbiri görmemiştir. Koğuştan çıkan sayın Hasan Mezarcı, cezaevi idaresini atlatarak Jandarma komutanının makamına gitmiştir. Komutana derhal Adalet Bakanlığı ile temasa geçilmesini ve Ankara-Ulucanlar cezaevine naklinin sağlanmasını söylemiştir.
Skandal sayılabilecek bu emrivaki çıkışın kamuoyuna yansımasından korkan ve panikleyen Şevket Kazan aynı günün akşamı sayın Hasan Mezarcı’yı Ankara-Ulucanlar cezaevine naklettirmiştir. Bu emrivaki çıkışın kuyruk acısını hazmedemeyen sayın Şevket Kazan aynı gün yeni bir talimatla sayın Hasan Mezarcı’yı Ankara-Ulucanlar cezaevinden Ankara-Elmadağ cezaevine naklettirmiştir. Elmadağ cezaevinden sayın Erbakan’a çok ağır bir mektup yazan ve tek başına kaldığı koğuşta isyan çıkaran sayın Hasan Mezarcı, ertesi gün tekrar Ankara-Ulucanlar cezaevine naklini sağlatmıştır. Daha sonra Erbakan’a yazdığı mektup ve isyan sebebiyle yargılanıp mahkûm edilmiştir. O dönemde Ulucanlar cezaevinde yatan Sincan belediye başkanına halılı ve televizyonlu özel koğuş döşeten ve dokuz kişilik koğuşta tek başına yatıran, hatta aynı cezaevinde yatan DEP milletvekillerini güvenlik gerekçesiyle PKK koğuşunda dahî yatırmayan Şevket Kazan, sayın Hasan Mezarcı’yı adli veya örgütlü mahkûmlarla birlikte yatırarak kasten güvenliğini tehlikeye atmıştır.
Sayın Hasan Mezarcı Ulucanlar cezaevinde mafya babalarının ve tehlikeli idam mahkûmlarının yatırıldığı meşhur kafes arkasındaki 18 numaralı kafese konulmuştur. Bu bölümde bulunan üç kafesten birinin boş tutulduğunu diğerinde ise rahmetli Abdullah Çatlı’nın ekibinden ve idam cezasına mahkûm edilmiş olan bir delikanlının yattığını ben babamdan dinledim. Cezaevi idaresinin ve mahkûmların kendisinden çekindiği bu delikanlı, sayın Hasan Mezarcı’yı Cebrail aleyhisselamın suretinde görmüş ve Cenab-ı Allah’ın tasarrufuyla kendisine muhafızlık yapmıştır. Bu arada sayın Hasan Mezarcı’ya suikast yapması için Ulucanlar cezaevine nakledilen bir tetikçi yakalanmış ve üzerinde suikast talimatıyla ilgili yazılı bir not bulunmuştur. Yakalanan bu tetikçi uzaklaştırılmış ve olay örtbas edilmiştir. Cezaevinde yattığı dönemde, bırakınız kendisine işkence yapılmasını en küçük sözlü saldırıya veya hakarete dahî maruz kalmayan sayın Hasan Mezarcı’yı, Adalet Bakanlığı değil, Allah korumuştur.
Nitekim sayın Hasan Mezarcı Ulucanlar cezaevine nakledildikten kısa bir süre sonra, İstanbul-Metris cezaevinde, “İBDA”cıların da katıldığı büyük bir isyan ve yangın çıkmıştır. İBDA’cılarla birlikte isyana katılan diğer mahkûmlar da başka cezaevlerine nakledilmişlerdir. Şayet sayın Hasan Mezarcı Adalet Bakanlığına emrivaki yaparak Metris cezaevinden çıkmasaydı, o isyanın ve yangının içinde kalacaktı. Hasan Mezarcı gibi meşhur bir milletvekilinin, böyle bir isyanın ve yangının içinde kalmış olmasının doğurabileceği muhtemel sonuçları düşünmek bile bizleri ürpertiyor.

Bildiğiniz gibi Hz. Mesih’in Kur-an’da anlatılan mucizelerinden biri de gizli olan birtakım şeyleri bilmesidir. Yani sayın Hasan Mezarcı cezaevinde kaldığı esnada kendisiyle ilgili olarak çevresinde neler olup bittiğini Allah’ın bildirmesiyle biliyor ve buna göre hareket ediyordu. İşte sayın Hasan Mezarcı’ya cezaevinde işkence yapıldığına dair iddiaların kaynağı ve üreticisi olan sayın Şevket Kazan’ın kuyruk acısının hikâyesi budur.
Sayın Hasan Mezarcı’ya işkence veya zihin kontrolü yapılmış olduğu şeklinde başlayan ve “cin çarpmış, şeytan musallat olmuş, kafayı yemiş, büyülenmiş, ajan, provokatör, deli, kâfir, sahte Mesih ve başımıza kral olmak istiyor’’ şeklinde çeşitlendirilerek çoğaltılan bu iddiaların tamamı sayın Hasan Mezarcı’nın beklenilen Mesih olduğunu açıkladığı 2000 yılından sonra olmuştur. Her biri diğeriyle çelişkili olan bu deli saçması iddialar bunların tamamının uydurma olduğunun göstergesidir.

Değerli kardeslerim

Biz herhangi bir partiye veya cemaate karşı olmadığımız gibi, siyaset, cemaat ve teşkilat işlerinden de uzak durmaya özen gösteriyoruz. Maksadımız herhangi bir partiyi veya cemaati suçlamak değil, kamuoyunun sayın Hasan Mezarcı ie ilgili gerçekleri bilmesini sağlamaktır. Ailesi ve çocukları olarak bizler tam 20 yıldan beri sayın Hasan Mezarcı’ya karşı yapılan “küfür, hakaret, karalama, iftira, yargsız infaz ve linç” kampanyalarının ağır bedellerini ödemeye devam ederek bu günlere geldik. Bir ata sözünde ifade edildiği gibi “kan kustuk ama kızılcık şerbeti içtik’’ dedik. Herkes konuştu, biz sustuk. Ancak bundan sonra yeri ve zamanı geldikçe biz de konuşacağız ve sayın Hasan Mezarcı ile ilgili gerçekleri kamuoyunun doğru bilmesini sağlamaya çalışacağız. Hazreti Yusuf’un yalancı kardeşleri gibi, sayın Hasan Mezarcı’yı kuyuya atan ve kanlı gömlek masalları uydurarak timsah gözyaşları dökenlerle hesabımızı mahşer günü göreceğiz.

Değerli kardeslerim

Hazreti Yusuf, kendisine atılan bir iftira sebebiyle, yıllarca cezaevinde yatmadı mı? Hazreti Yahya’nın mübarek başı zindanda kesilmedi mi? Tutuklanarak cezaevine konulan Hazreti Davud, kendisini deli göstererek, yani deli rolü yaparak zindandan kurtulmadı mı? İman ettiğiniz Hazreti İsa tutuklanıp cezaevine konularak, kendisine çok ağır küfür, hakaret ve işkenceler yapılmadı mı? Bir peygamberin cezaevinde yatması ve hatta kendisine işkence yapılmış olması, onun peygamber olması ile ilgili gerçeği değiştirir mi? İman ettiğiniz Hazreti Mesih’in ikibin yıl önce cezaevinde noktalanan macerası, ikibin yıl sonra tekrar cezaevinde başlamışsa bu Cenab-ı Allah’ın çok güzel bir tevafuğu ve sayın Hasan Mezarcı’nın beklenilen Mesih olduğunun alâmetlerinden biri sayılmalıdır.

Değerli kardeslerim

Bu “deli, kâfir ve sahte Mesih” kampanyaları, sayın Hasan Mezarcı’nın deli veya sahte Mesih olduğunu göstermez. Aksine bu kampanyaları yapan veya yaptıran resmî ve sivil güç odaklarının, çok büyük bir korku, telaş ve panik içinde olduklarını gösterir.
Nitekim sayın Hasan Mezarcı’nın beklenilen Mesih olduğunu açıkladığı güne kadar Türkiye’nin literatüründe ve gündeminde Mesih kelimesi yoktu. Daha da önemlisi, Türkiye’de veya dünyada Mesih olduğunu açıklayan ilk ve tek kişi sayın Hasan Mezarcı değildir. Ancak sayın Hasan Mezarcı’ya karşı gösterilen bu büyük tarihî tepki, Mesih olduğunu açıklayan diğer kişilere gösterilmemiştir.
Tarih boyunca gelen ve peygamber olduğunu açıklayan gerçek peygamberlere gösterilen büyük tepkinin bir benzeri sayın Hasan Mezarcı’ya karşı da gösterilmiştir. Yaşadıkları dönemlerde peygamberleri reddeden inkarcıların vicdanlarını rahatlatmak için uydurdukları “deli saçması” gerekçeler, peygamberlerin deli olduğunu değil, onların kör ve nasipsiz olduklarını gösterir. Kim ne derse desin. Türkiye’de ve yurt dışındaki Türkiye vatandaşları arasında, “Mesih” denilince akla sayın Hasan Mezarcı, Hasan Mezarcı deyince de akla “Mesih” gelmektedir. İnşaallah Cenab-ı Allah’ın beyin ve gönüllere ektiği bu ilahî tohum, zaman içinde güçlenecek ve nasibi olanlar iman ederek kurtulacaktır.

2000 yılında Almanya’da Mesih olduğunu açıklayan sayın Hasan Mezarcı, o tarihten bugüne kadar dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan havârileri ile buluşmuş, onlara muallimlik yapmakla meşgul olmuş ve bu arada Cenab-ı Allah’ın vahyi ile “Kur-an’ı Mecîd – Mücde” isimli kitabı yazmıştır. Yani bu dönemdeki hayatı en az önceki dönemi kadar yoğun ve yorucu geçmiştir. İddia edildiği gibi hiçbir zaman içine kapanarak tek başına yaşamamış, havâri aileleriyle ve çocuklarıyla birlikte yaşamıştır. 2012 yılının başında Mücde kitabıyla ve havârileri ile birlikte ortaya çıkarak, inziva döneminin bittiğini, irşad ve tebliğ döneminin başladığını ilan etmiştir. Hazreti Mesih’in sayın cumhurbaşkanına, sayın başbakana ve Patrik hazretlerine yazdığı mektupları, Mücde kitabını, havârilerini ve mesajlarını merak edenler www.mesih.de isimli internet sitesinden takip edebilirler.

Değerli kardeşlerim

Ben sayın Hasan Mezarcı’nın beklenilen Mesih olduğuna iman ve şahitlik ediyorum. Bu konuda sizlere Cenab-ı Allah’a yönelmenizi ve kalbinizi tatmin etmesi için samimiyetle dua etmenizi tavsiye ediyorum.

Sözlerime, hidayete tabi olanlara ve Hazreti Mesih’e iman ederek kurtuluşa erenlere selam olsun diyerek son veriyorum.

Nisan 2012