www.mesih.de
www.hasanmezarci.com
   
    Yalancıların mumları sönüyor, çünkü    
    Gerçekler konuşuyor    
    ve Mesih güneşi doğuyor.    
       
    Mesih (Hasan Mezarcı) Gerçeği - 3 -    
   
Yükleniyor ...
(Video birkaç saniye içinde başlamazsa, buraya tıklayın.)
   
         
         
    Videodaki konuşmanın metni:    
   

Değerli kardeşlerim,

konuşmama başlamadan önce kısaca kendimi tanıtmak istiyorum. Ben sayın Hasan Mezarcı’nın oğlu Yasir Mezarcı’yım. Hafızlığımı ve İmam Hatip Lisesini Türkiye’de bitirdim. Almanya’da yaşıyorum. Evli ve iki çocuğum var.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum ki, genel olarak yazılı ve görsel medyada, sayın Hasan Mezarcı’nın partisinden atıldığı ve psikolojik rahatsızlığı oldugu şeklinde yer alan haber, iddia ve yorumlar, tamamen uydurma, iftira ve yalandır. Ben Hasan Mezarcı’nın en yakınlarından biri ve oğluyum. Yani kendisini en iyi tanıyanlardan ve şimdiye kadar açıklamadığı pek çok sırrını bilenlerden biriyim. Ailesi ve çocukları olarak bizler, sayın Hasan Mezarcı’ya karşı resmi ve sivil güç odakları tarafından yapılan „küfür, hakaret, iftira, karalama, yargısız infaz ve linç“ kampanyalarının çok ağır bedellerini ödeyerek büyüdük ve hâlâ da ödüyoruz. Biz, sayın Hasan Mezarcı’nın ailesi olmakla ve soyadını taşımakla iftihar ediyoruz. 20 yıldan beri sayın Hasan Mezarcı’yı karalamak ve itibarsızlaştırmak için herkes konuştu. Biz sustuk. Çünkü güneşin balçıkla sıvanamayacağını ve üflemekle sönmeyeceğini biliyorduk. Daha da önemlisi, milletin aptal olmadığını ve güç odakları tarafından yapılan bu karalama kampanyalarını yutmayacağını biliyorduk. Ancak bundan sonra biz de konuşacağız ve sayın Hasan Mezarcı’nın açıklanmasına izin verdiği sırları yeri ve zamanı geldikçe açıklayacağız. Bunu, birilerini karalama amacıyla değil, kamuoyunu ve gelecek nesilleri doğru bilgilendirme amacıyla yapacağız.

Sayın Hasan Mezarcı’nın icra ettiği o büyük tarihî ve siyasî misyonu kıskananlar ve kuyruk acısı olanlar, partisinden atıldığı yalanını uydurmuşlardır. Sayın Hasan Mezarcı partisinden ihraç edilmemiş, kendisi istifa etmiştir. Sayın Hasan Mezarcı’nın istifa ettiğiyle ilgili haberleri o günün yazılı ve görsel medya arşivlerinde bulabilirsiniz. Sayın Hasan Mezarcı’nın partisinden atıldığını söyleyenlerin amacı, bugünkü Ak Parti camiasının da içinde bulunduğu, o günkü Refah Partisi camiasının, Hasan Mezarcı’nın siyasî misyonunu reddettikleri kanaati oluşturmaktır. Böylece bir yandan sayın Hasan Mezarcı’yı itibarsızlaştırmaya ve yalnızlaştırmaya çalışırken, diğer taraftan da içine kapandığını ve yalnızlaştığını söyleyerek psikolojik rahatsızlığı olduğu yalanına halkı inandırmak istiyorlar.

Sayın Hasan Mezarcı’nın dokunulmazlığının kaldırılması aşamasında İstanbul belediye başkanı adayı olan sayın Recep Tayyip Erdoğan, rahmetli Erbakan’la görüşmek üzere Ankara’ya gitmiştir. Sayın Hasan Mezarcı sayın Erdoğan’la görüşerek rahmetli Erbakan’a haber göndermiş ve “istifa etmemi istiyorlarsa, istifa ederim” demiştir. Sayın Erdoğan rahmetli Erbakan’la görüştükten sonra, sayın Hasan Mezarcı’yla görüşmüş ve rahmetli Erbakan’ın: “Sakın istifa etmesin. Şayet istifa etmesini istersek, biz kendisine ulaşırız” dediğini bildirmiştir. Ancak sayın Hasan Mezarcı partisinin kendisine sahip çıkmaması bir yana, arkasından hançerleyerek “Brütüs”lük yaptığını düşünerek partisinden istifa etmiştir.
Sayın Hasan Mezarcı şu ana kadar o tarihî “Brütüs”lükle ve onun belgeleriyle ilgili herhangi bir açıklama yapmamıştır. Zamanı veya yeri gelir veya mecbur bırakılırsak, onları da açıklarız. Sayın Hasan Mezarcı’yı arkasından hançerleyen “Brütüs”ler o günlerde “Hasan Mezarcı bizi arkamızdan bıçakladı” şeklinde açıklamalar yaparak kendi ihanetlerini kamufle etmeye çalışmışlardır. Sayın Hasan Mezarcı’nın istifa ettiğini duyduktan sonra, “ihraç ettik” veya “attık” şeklinde verilen beyanatların ve yapılan yorumların tamamı uydurmadır.

Değerli kardeşlerim

Sayın Hasan Mezarcı’ya karşı yapılan linç kampanyalarının en yoğun olduğu o yerel seçimler arefesinde ve “Hasan Mezarcı bizi arkamızdan hançerledi” dedikleri o yerel seçimlerde, Refah Partisi tarihinin en büyük oyunu almıştır. Başta Ankara ve İstanbul belediyeleri olmak üzere, yerel yönetimleri ele geçirmiştir. Bugünkü başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan da, o seçimlerde İstanbul belediye başkanı olmuştur. Bildiğiniz gibi bütün Türkiye Refah Partisinin ve Ak Partinin yerel yönetimleri ve iktidarı ele geçirmesini tepki oylarına bağlıyor. Peki sandıklarda patlayan o büyük tarihî tepkiyi kim meydana getirdi? “Atatürk yaşasa bizden olurdu” veya “Atatürk’ün amacını biz gerçekleştireceğiz” edebiyatı yapanlar mı? Yoksa resmi ve sivil güç odaklarını çılgına döndüren ve milletin değer yargılarına saldırmaları sonucu doğuran, Hasan Mezarcı’nın o büyük tarihî misyonu mu? Hiç şüphe yok ki, etki ne kadar büyük olursa, tepki de o kadar büyük olur. İşte bu gerçeği çok iyi bilen rahmetli Erbakan ve sayın Erdoğan, sayın Hasan Mezarcı’nın istifa etmesini istememişler, aksine “istifa etme” demişlerdir. Gerçek budur.

Sayın Hasan Mezarcı ailesini, çocuklarını ve canını gözden çıkararak icra ettiği o büyük tarihî ve siyasî misyonu Refah Partisi veya Ak Parti yerel yönetimleri, iktidarı ve devleti ele geçirsin diye yapmamıştır. Dokunulamazları dokunulabilir, konuşulamazları konuşulabilir ve değiştirilemezleri değiştirilebilir hale getirmek için yapmıştır. Putları kırmak, tabuları yıkmak, zihinsel değişimin ve Türkiye’nin yeniden yapılanmasının önünü ve yolunu açmak için yapmıştır. Ancak o büyük tarihî ve siyasî misyon, yerel yönetimleri, iktidarı ve devleti ele geçirme sonucu doğurmuştur. Değişimin ve yeniden yapılanmanın önünü açmıştır. Yaptığı işin bu sonucu doğuracağını çok iyi bilen ve gerçek bir dava adamı olan sayın Hasan Mezarcı, bu sonucun doğmasına zarar verebilecek siyasî açıklamalardan uzak durmaya özen göstermiştir. Kendisine karşı yapılan vefasızlığı, “Brütüs”lüğü dahî sineye çekmiştir.Bir atasözünde ifade edildiği gibi “kan kusdum ama kızılcık şerbeti içtim” demiştir. “Ne yaptımsa, Allah için yaptım. Ücretimi Allah’tan alacağım“ demiş ve hiç kimseden teşekkür bile beklememiştir.

Yaptıklarını siyasî veya ticarî ranta dönüştürmeye kalkmamış, cemiyet, cemaat veya teşkilat oluşturmaya yönelmemiştir. Türkiye’de ve yurtdışında milyonlarca seveni olan sayın Hasan Mezarcı, isteseydi bunları da yapardı. Ve hâlâ bugün dahî yapması mümkündür.
Cumhuriyet tarihi boyunca, sayın Hasan Mezarcı’nın Meclis, medya ve ülke gündemine getirdiği önergeleri ve konuları, resmen ve o açıklıkta gündeme getirebilecek tek bir babayiğit çıkmamıştır. Kamuoyunun bu önergelerin konularını öğrenmesinden ödü kopan resmi ve sivil güç odakları medya aracılığıyla “Atatürk düşmanı veya atamıza küfretti” nakaratını koro halinde tekrarlayarak, halkı sayın Hasan Mezarcı aleyhine kışkırtmışlardır. Bugünün Türkiyesinde değil, 20 yıl öncesinin Türkiyesinde, o önergeleri ve konuları, Meclis, medya ve ülke gündemine getirmek ancak, tarihteki canını gözden çıkarmış ve şehadeti göze almış büyük dava adamlarının ve kahramanların yapabileceği bir iştir. Resmi ve sivil güç odakları medya ve teşkilat güçlerini kullanarak gerçekleri çarpıtabilir ve karayı ak, akı da kara gösterebilirler. Ancak bütün çıplaklığıyla gerçeklerin ortaya çıkacağı mahşer günü, ak koyun da kara koyun da belli olur.

Değerli kardeşlerim

Sayın Hasan Mezarcı milletvekilliği döneminde, başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere Adana, Bitlis, Ağrı, Elazığ, Bolu, Sivas, Diyarbakır, Urfa, Van, Maraş, Erzurum, Edirne, Çanakkale, Kütahya, Konya, Trabzon, Samsun, Malatya, Manisa, Sakarya, Aydın, Denizli ve Erzincan gibi, Türkiye’nin pek çok vilayetinde ve ilçelerinde yüzlerce konferans vermiş, pek çok yerel veya ulusal radyo ve televizyon programlarına katılarak konuşmalar yapmıştır. Yine aynı dönemde davet edildiği Avrupa ülkelerinde de pek çok konferans vermiş ve görüşlerini kamuoyuna anlatmaya çalışmıştır. Ancak gerek Türkiye’de gerekse yurtdışında katıldığı konferanslarda, panellerde, radyo ve televizyon programlarında yapdığı konuşmaların sesli veya görüntülü kayıtlarını alma ve arşivleme imkanı olmamıştır. Bu konuşma ve açıklamalardan çok az bir kısmı, sayın Hasan Mezarcı’yı sevenler tarafından, videolar haline getirilerek internette yayınlanmıştır. Ancak bu konuşma ve açıklamaların büyük bir bölümü, bunları kayıt edenlerin ellerinde veya arşivlerinde bulunduğu gibi, bunlarla ilgili soruşturma açan savcılık veya mahkeme arşivlerinde de bulunmaktadır.

Milletvekilliği döneminde yaptığı bu konuşma ve açıklamalarından dolayı, hakkında yüzden fazla soruşturma açılarak, pek çok mahkûmiyet kararı verilen sayın Hasan Mezarcı bu büyük tarihî ve siyasî misyonun bedelini zindanlarda ve sürgünlerde ödemiş ve ödemeye devam etmektedir. Kamuoyunu sayın Hasan Mezarcı aleyhine kışkırtmak için milletvekilliği döneminde resmî ve sivil güç odakları tarafından medya aracılığıyla yapılan ve yaptırılan “küfür, hakaret, iftira, karalama, yargısız infaz ve linç” kampanyalarına bir de “deli, kâfir ve sahte Mesih” kampanyaları eklenmiştir. Yazılı ve görsel medya arşivleri ve internet bu “karalama, kışkırtma ve linç” kampanyalarının belgeleriyle doludur. Hiç şüphe yok ki, bu kampanyaların amacı sayın Hasan Mezarcı’yı karalamaya ve “beklenilen Mesih” olduğuna kamuoyunun inanmasını engellemeye yöneliktir.

Bu sebeple milletvekilliği döneminde gerek Türkiye’de gerekse yurtdışında sayın Hasan Mezarcı tarafından yapılan konuşmaların sesli veya görüntülü kayıtları ellerinde veya arşivlerinde bulunanların bu kayıtları internet veya posta aracılığıyla bize ulaştırmalarını veya videolar halinde internette yayınlamalarını rica ediyoruz. Amacımız kamuoyunun sayın Hasan Mezarcı’yı, yani Hz. Mesih’i, kendi sesinden ve sözünden doğru ve objektif olarak tanımasını sağlamaktır. Sayın Hasan Mezarcı’nın milletvekilliği döneminde yaptığı konuşmaları ve açıklamaları yayınlayarak Allah’ın Mesihinin kamuoyu ve gelecek nesiller tarafından doğru tanınmasına katkıda bulunan veya bundan sonra bulunacak olan herkese tek tek teşekkür ediyoruz. Ayrıca milletvekilliği döneminde sayın Hasan Mezarcı tarafından verilen Meclis araştırma önergelerinin ve bunların Meclis, medya ve ülke gündemine getirilmesi için yaptığı konuşma ve açıklamaları bugünün Türkiye’sinde değil, darbe baskısı altında olan 90'lı yılların Türkiye’sinin ağır siyasî atmosferinin baskısı altında yapmış olduğunu göz önünde bulundurarak dinlemenizi tavsiye ediyoruz.

Değerli kardeşlerim

2000 yılında Almanya’da beklenilen Mesih olduğunu açıklayan sayın Hasan Mezarcı’nın psikolojik rahatsızlığı olduğu için Mesih olduğunu açıkladığına dair medya yoluyla yapılan karalama kampanyaları üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmış, sayın Hasan Mezarcı’nın maaşına tedbir konulmuş ve mahkeme açılmıştır. Bu gelişmeler üzerine sayın Hasan Mezarcı Almanya’da tam teşekküllü bir devlet hastanesine müracaat ederek herhangi bir psikolojik rahatsızlığı olmadığına dair heyet raporu almıştır. Bu raporu hem Türkiye Büyükelçiliği hem de avukatı aracılığıyla mahkemeye göndermiştir. Bu gelişmeler üzerine 2000 yılının son aylarında tekrar Türkiye’ye dönmüş ve tutuklanarak cezaevine konulduktan sonra emniyette, savcılıkta ve mahkemede verdiği ifadelerde ve hatta dönemin Cumhurbaşkanına, Başbakanına ve Genelkurmay Başkanına yazdığı mektuplarda beklenilen Mesih olduğunu söylemeye devam etmiş ve cezai ehliyetinin olup olmadığı konusu kesinleşmeden, yargılanmasının ve kesinleşmiş mahkûmiyetlerinin infazının yapılamayacağını ısrarla söylemiş ve bu konunun aydınlatılmasını istemiştir.

Bildiğiniz gibi, bir kişinin psikolojik rahatsızlığı olduğuna dair herhangi bir heyet raporu veya mahkeme kararı olması halinde, o kişinin malî, idarî ve adlî ehliyeti olmadığı için yargılanması sürdürülemez ve hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı infaz edilemez. Sayın Hasan Mezarcı’nın malî, idarî ve adlî ehliyeti olduğu içindir ki, hakkında açılmış olan soruşturma ve mahkemeler ile ilgili olarak yargılanması devam etmiş ve hatta aleyhinde kesinleşmiş olan bir mahkûmiyet kararı infaz edilerek tekrar cezaevine konulmuştur. O süreçte yasalara aykırı olarak bir taraftan çeşitli mahkemelerle yargılanması sürdürülürken, diğer taraftan sayın Hasan Mezarcı’nın herhangi bir psikolojik rahatsızlığı olmadığına dair heyet raporu ilgili mahkemenin elinde olduğu halde, psikolojik rahatsızlığı olduğuna dair yeni bir heyet raporu alabilmek için resmî ve sivil güç odaklarının baskısıyla zorunlu olarak Ankara Numune Hastanesi heyetine sevk edilmiştir. Ancak Ankara Numune Hastanesi heyeti de bütün baskılara rağmen sayın Hasan Mezarcı’nın psikolojik rahatsızlığı olduğuna dair bir rapor vermemiştir. Bunun üzerine sayın Hasan Mezarcı’nın maaşına konulan tedbir kaldırılmış ve psikolojik rahatsızlığı olduğu iddiasıyla açılan mahkeme “keenlemyekun”, yani yok hükmünde sayılarak dava kapatılmıştır. Yani sayın Hasan Mezarcı’nın herhangi bir psikolojik rahatsızlığı olmadığına dair tam teşekküllü bir devlet hastanesinden alınmış bir heyet raporu ve bunu teyid eden mahkeme kararları vardır.

Yani sayın Hasan Mezarcı 2000 yılında Almanya’da beklenilen Mesih olduğunu açıkladıktan sonra Türkiye’ye dönmüş, tutuklanmış, resmî mercilerin önünde beklenilen Mesih olduğunu söylemeye devam etmiş, yargılanmış, hakkında kesinleşmiş olan bir mahkûmiyet kararı infaz edilmiş ve 2001 yılında cezaevinden çıkarak yasal yollarla tekrar Almanya’ya dönmüştür. Şayet iddia edildiği gibi psikolojik rahatsızlığı olduğuna dair herhangi bir rapor veya mahkeme kararı olsaydı, o süreçte yapılan yargılamalar yapılamaz, kesinleşmiş mahkûmiyet kararı infaz edilemez ve yasal yollarla yurtdışına çıkmasına izin verilmezdi. Böylece sayın Hasan Mezarcı’nın psikolojik rahatsızlığı olduğunu iddia eden resmî ve sivil güç odaklarının hevesleri kursaklarında kalmış, yalanları resmen tescil edilmiştir.

Hiç şüphe yok ki, gerçek bu olduğu halde, tabanlarının sayın Hasan Mezarcı’nın beklenilen Mesih olduğuna inanmasından ve tazgâhlarının yıkılmasından korkan resmî ve sivil güç odaklarının sözcüleri, heyet raporuna ve mahkeme kararlarına rağmen, sayın Hasan Mezarcı’nın psikolojik rahatsızlığı olduğu yalanını medya ve teşkilatları aracılığıyla yaymaya devam ediyorlar. Allah’ın Mesihinin psikolojik rahatsızlığı olduğu yalanını uydurarak ve yayarak insanların Hz. Mesihe iman etmelerini engellemeye çalışanlar mahşer günü bunun hesabını veremezler.

Bildiğiniz gibi kâfirler kendi dönemlerinde başta Hz. Muhammed olmak üzere bütün peygamberlere deli damgası vurarak halkın onlara iman etmesini engellemeye çalışmışlardır. İnkârcıların, beklenilen Mesih olduğunu açıklayan sayın Hasan Mezarcı’ya deli damgası vurmaya çalışmalarını da bu çerçevede değerlendiriyor ve bu durumu onun beklenilen Mesih olduğunun delillerinden biri olarak görüyoruz. Çünkü Adetullah böyledir ve kendisine deli damgası vurulmayan bir peygamber yoktur.
Şeytanın sözcülüğünü yapan bu yalancıları Allah’a ve mahşer gününe havâle ediyor ve kamuoyunu bu yalancılara aldanmamaları konusunda uyarmak için bu açıklamaları yapıyoruz.

Değerli kardeşlerim

Beklenilen Mesih olduğunu açıkladığı 2000 yılından bugüne kadar geçen onbir yıl boyunca, sayın Hasan Mezarcı havârileriyle buluşmuş, havâri aileleriyle birlikte yaşamış, onlara muallimlik yapmış ve bu arada, “Kur-an’ı Mecîd – Mücde” isimli kitabı hazırlamıştır. Yani sayın Hasan Mezarcı’nın bu dönemi, en az milletvekilliği dönemi kadar yoğun ve yorucu geçmiştir.
Sayın Hasan Mezarcı’nın inzivaya çekileceğini açıklaması, medyanın ve kamuoyunun kendisinden uzaklaşmasını ve Cenab-ı Allah’ın kendisine verdiği görevleri rahatlıkla yapmasını sağlamaya yönelikti. Nitekim, 2012 yılının başında, “www.mesih.de” isimli internet sitesiyle, Mücde kitabıyla ve havârileriyle birlikte ortaya çıkmış, inziva döneminin bittiğini, irşad ve tebliğ döneminin başladığını açıklamıştır. Hz. Mesih’in, T.C. Cumhurbaşkanına, Başbakanına ve Patrik hazretlerine yazdığı mektupları, Mücde kitabını, havârilerini ve bütün milletlere yönelik mesajlarını merak edenlere, “www.mesih.de” isimli internet sitesini takip etmelerini tavsiye ediyorum.

Değerli kardeşlerim

Ben sayın Hasan Mezarcı’nın “beklenilen Mesih” olduğuna iman ve şahitlik ediyorum.

Hidayete tabi olanlara ve beklenilen Mesih’e iman ederek kurtuluşa erenlere selam olsun.

Nisan 2012