www.mesih.de
www.hasanmezarci.com
   
    Yalancıların mumları sönüyor, çünkü    
    Gerçekler konuşuyor    
    ve Mesih güneşi doğuyor.    
       
    Mesih (Hasan Mezarcı) ve Havârileri    
   
Yükleniyor ...
(Video birkaç saniye içinde başlamazsa, buraya tıklayın.)
   
         
         
    Videodaki konuşmanın metni:    
   

Değerli kardeşlerim

Sayın Hasan Mezarcı’nın “beklenilen Mesih” olduğuna dair yapacağım bu konuşmaya başlamadan önce kısaca kendimi tanıtmak istiyorum.
Ben Almanya’da doğup büyüdüm, okudum ve üniversiteyi Almanya’da bitirdim. Tahsilime devam ederken Kur’an-ı Kerim’i hıfzettim ve Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan hafızlık diploması aldım. Amatör olarak musikiyle ilgileniyor ve kanun çalıyorum. Evli ve üç çocuk babasıyım.
Hz. Mesih’in Mücde kitabında “Hârun benim varismmiş, o zaman bu zaman gördüm” dediği hâvari Hârun benim.

Değerli kardeşlerim

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, Mesih olup olmamak Hz. Mesih’in elinde olmadığı gibi, havâri olup olmamak da bizim elimizde değildir. Hz. Mesih’in önceki döneminde olduğu gibi, beklenilen Mesih’i bir anneden doğurarak tekrar dünyaya gönderen Cenab-ı Allah ona havâri, resul ve şahit olmak üzere bizleri seçti. Havâriler olarak bizler din adamı veya din bilgini değiliz. Bizim bilgimiz muallimimiz olan Hz. Mesih’in ve Cenab-ı Allah’ın bize bildirdiklerinden ibarettir. Yani bizim şahitliğimiz kendi düşüncemizden değil, Allah’tandır. Biz Cenab-ı Allah’ın ve Hz. Mesih’in elçileriyiz. Bizim görevimiz tebliğ etmektir. Bizim amacımız yeni bir din, mezhep, meşrep, tarikat, cemiyet, cemaat veya teşkilat oluşturmak değildir. Bizim görevimiz kıyametin yaklaştığını ve beklenilen Mesih’in geldiğini, iman edenin kurtulacağını, bütün dünyaya mücdelemektir.
Bildiğiniz gibi önceki dönemde Hz. Mesih’e ve havârilerine yapılan küfür, hakaret, işkence ve zulümler dillere destan olmuştur. Havâriler olarak bizler bu durumu bilerek ve tıpkı Hz. Mesih gibi haçımızı sırtımıza alarak bu yola çıktık. Allah yardımcımız olsun.

Değerli kardeşlerim

Hz. Mesih’in bu dönemini anlayabilmek için, önceki dönemini çok iyi ve doğru olarak bilmek gerekir. Bu sebeple kısaca Hz. Mesih’in önceki dönemine temas ederek bu döneme ışık tutmak istiyorum. Hz. Mesih’in önceki döneminde Yahudiler, tıpkı bu dönemde olduğu gibi, gökten ordusuyla birlikte gelerek kendilerini kurtaracak bir Mesih bekliyorlardı.
Hz. Mesih’in, Rûhulkudüs, yani Cebrail, Kelimetullah ve Ruhullah gibi isimleri onun bakî bedeninin farklı özelliklerini ifade eder. Rûhulkudüs-Mesih fanî bedenden bağımsız olarak, bakî bedeniyle yakışıklı bir adam suretinde bütün peygamberlere görünmüştür. Hatta Hz. Muhammed’in ashabına dahî görünmüştür. Nitekim bu dönemde de Hz. Mesih’i fanî bedeninden bağımsız olarak aynı anda farklı yerlerde gören pek çok şahit vardır.
Hz. Mesih’in diğer bütün peygamberlerden farklı olan özelliklerinden biri onun Rûhulkudüs olması, yani ölmeyen ve öldürülemeyen bakî bir bedene sahip olmasıdır. Bu gerçeği bilirseniz, Hz. Mesih’in gökten nasıl geldiğini de, göğe nasıl gittiğini de ve tekrar gökten nasıl geleceğini de bilirsiniz.

Değerli kardeşlerim

Yahudiler gökten Mesih beklerken Rûhulkudüs-Mesih hiç kimseye görünmeden bakî bedeniyle ve yakışıklı bir adam görünümünde Meryem Ana’ya geldi ve onu hamile bırakarak kendisini Meryem’den doğurdu. İşte hem önceki dönemde hem de bu dönemde Rûhulkudüs-Mesih’in kendisiyle birlikte bazı ölüleri diriltmesi mucizesinin aslı budur.
Meryem Ana’dan doğan Rûhulkudüs Mesih-İsa her anadan doğan çocuk gibi büyüdü. Ve zamanı gelince, tıpkı sayın Hasan Mezarcı gibi, beklenilen Mesih olduğunu açıkladı. Başta yahudi din adamları olmak üzere o devrin ileri gelenleri: “bu adam marangoz Yusuf ve karısı Meryem’in oğlu, Nasıra’lı İsa değil mi? Anası belli; babası belli; kardeşleri belli; nereden geldiği belli; yani gökten gelmediği besbelli” diyerek Hz. İsa’nın beklenilen Mesih olduğunu reddettiler. Rûhulkudüs Mesih İsa onlara gökten annesine geldiğini söyleyince, hem annesine iftira attılar hem de: “kendi ağzıyla gökten geldiğini söyleyerek kâfir olmuştur, öldürülmesi gerekir” diyerek fetvalar verdiler. “Herhalde bu adamı cin çarpmış veya şeytan musallat olmuş, büyücü, deli, kâfir, sahte Mesih” gibi bir takım deli saçması gerekçelerle halkı Hz. İsa’nın aleyhine kışkırttılar.
Ne acıdır ki, geçmişten ders almayanlar, bu dönemde de sayın Hasan Mezarcı’nın beklenilen Mesih olduğunu, aynı mantıkla, aynı üslupla ve aynı gerekçelerle reddederek halkı kışkırtıyorlar ve kışkırtmaya devam ediyorlar. Sonuç olarak Hz. İsa’yı tutuklayıp cezaevine koydular. Çok ağır küfür, hakaret ve işkenceler ederek haça gerdiler.
Hz. İsa alkanlar içinde haçta can verirken inkârcılar alay etmeye devam ediyor ve: “bizi kurtarmayı bırak da, Mesih isen hadi kendini kurtar” diyorlardı. Hz. İsa’nın öldüğünden emin olmak için bir romalı asker göğsüne mızrak sapladı. Hz. İsa’nın kanlar içindeki ölü bedenini haçtan indirip kollarından tutarak sürüklediler ve Arimatalı Yusuf’a teslim ettiler. Arimatalı Yusuf Hz. İsa’nın naaşını daha önce kendisi için hazırlamış olduğu kayadan oyulmuş bir mezara koydu ve girişini de büyük bir taşla kapattı.
Hz. İsa vefat ettikten üç gün sonra kadın erkek bazı havâriler mezarını ziyaret etmeye gittiler. Hz. İsa’nın naaşının mezarda olmadığını, yani mezarın boş olduğunu gördüler. Çünkü Rûhulkudüs Mesih-İsa ölmüş olan fanî bedeninden bağımsız olarak bakî bedeniyle Arimatalı Yusuf’a görünmüş ve Arimatalı Yusuf’la birlikte Hz. İsa’nın naaşını konulduğu mezardan alıp götürmüş ve başka bir yere gömmüşlerdi. Cenab-ı Allah Hz. İsa’nın Rûhulkudüs olduğu ve fanî bedeni itibariyle ölmüş olsa bile, bakî bedeni itibariyle ölmediği ve öldürülemediği hususunda herhangi bir şüphe doğmaması için Hz. İsa’nın mezarının gizli kalmasını istemişti. Yani boş mezarın sırrını Arimatalı Yusuf’dan başka hiç kimse bilmiyordu. Hz. Mesih’in önceki dönemiyle ilgili pek çok ilahî sırları Cenab-ı Allah bu dönemde Hz. Mesih’e ve havârilerine bildirdi. Bunlardan bir kısmının bu dönemde açıklanmasını istedi. Bunlardan biri de boş mezarın sırrıdır. Nitekim Hz. İsa’nın ölmüş olan bedeninin haçtan indirildiğini ve kollarından tutularak sürüklenip götürüldüğünü bu dönemde mucize olarak gören ve hatta Hz. İsa’nın gömüldüğü gizli mezarın yerini dahî gören havâriler aramızda yaşamaktadır.

Değerli kardeşlerim

Hz. İsa’nın mezarını ziyarete gelen ve boş olduğunu gören havâriler büyük bir şaşkınlık için de ne olup bittiğini anlamaya çalışırken, Rûhulkudüs Mesih-İsa mucize olarak farklı suretlerde onlara görünmeye ve konuşmaya başladı. Bildiğiniz gibi Hz. Mesih’in mucizelerinden biri de görünümünün değişmesi mucizesidir.
Daha Hz. İsa hayatta iken bazı havâriler mucize olarak görünümünün değiştiğini görmüş ve buna şahitlik etmişlerdir. Nitekim Hz. Mesih’in bu döneminde de görünümünün değiştiğini gören pek çok şahit aramızda yaşamaktadır. İşte vefatından üç gün sonra Rûhulkudüs Mesih-İsa’yı mucize olarak ve değişik suretlerde gören havâriler ilk anda onu tanıyamadılar. Bu görme mucize olarak görme olduğu için havârilerden başka hiç kimse onu görmedi. Ve Rûhulkudüs Mesih-İsa gökten Meryem Ana’ya geldiği gibi vefatından üç gün sonra havârilerin gözü önünde göğe, yani Allah’a gitti. Ancak ölmüş olan fanî bedeniyle değil, ölmemiş ve öldürülememiş bakî bedeniyle gitti.
İşte Rûhulkudüs Mesih-İsa’nın gökten gelmesi, göğe gitmesi ve tekrar gökten gelmesi ile ilgili olarak din adamlarının ve din bilginlerinin asırlardan beri tartışdıkları ve bir türlü anlayamadıkları ilahî sırların hakikati budur.
Hiç şüphe yok ki, Cenab-ı Allah bildirmeseydi, bu ilahî sırları bizler de bilemezdik. Bu sebeple anlayamadıkları için din adamlarını ve din bilginlerini kınamıyoruz. Ayrıca bu ilahî sırları onlara bildirmek yerine, bizim gibi sıradan insanları seçerek bize bildirdiği için Cenab-ı Allah’a hamd ediyoruz.

Değerli kardeşlerim

Hem İncil’ler hem de Kur’an hiçbir şüpheye yer vermeyecek bir şekilde Hz. İsa’nın öldüğünü, Rûhulkudüs Mesih-İsa’nın ise ölmediğini, öldürülemediğini, göğe, yani Allah’a gittiğini söylüyor. Konuşmamın başından beri açıkladığım gibi Hz. İsa’nın öldüğünü söyleyen ayetlerle Mesih’in ölmediğini, öldürülemediğini, diri olarak görüldüğünü ve göğe, yani Allah’a gittiğini söyleyen ayetler arasında hiçbir çelişki yoktur. Ancak bu ilahî sırları anlamayan din adamları ve din bilginleri kendi akıllarına göre yanlış mealler, tefsirler ve yorumlar yaparak kutsal kitapları tahrif etmekte ve insanların sapıtmasına sebep olmaktadırlar. Hz. İsa’nın ölmediğini ve fanî bedeniyle göğe, yani Allah’a gittiğini söyleyen müslüman din adamları Hz. İsa’nın öldüğünü bildiren İncil ve Kur’an ayetlerini inkâr sayılacak şekilde tefsir ederek tahrif ediyorlar. Üstelik bunlar Tevrat’ın ve İncil’lerin tahrif edildiğini iddia ederek mevcut Tevrat ve İncil’leri de reddediyorlar. Buna karşılık bazı yahudi, hıristiyan ve müslüman din adamları ise Hz. Osman zamanında oluşturulan bir komisyon tarafından bazı Kur’an ayetlerinin Kur’an dışında bırakılarak yakıldığını, yani metin tahrifatı yapıldığını iddia ediyorlar. Halbuki Tevrat, İncil ve Kur’an’ın bahsettiği tahrifat metin tahrifatından ziyade mânâ tahrifatıdır. Mânâ tahrifatı bakımından en az Tevrat ve İncil’ler kadar Kur’an da tahrif edilmiş ve edilmektedir.
Nitekim baştan beri anlattığım gibi Hz. İsa’nın ölmüş olan bedenini dirilirken gören bir tek şahit yoktur. Ancak hıristiyan din adamları meal, tefsir ve mânâ tahrifatı yaparak Hz. İsa’nın öldükten üç gün sonra dirildiğini söylüyorlar. Halbuki havâriler Hz. İsa’nın dirildiğine değil, vefatından üç gün sonra mucize olarak görüldüğüne şahitlik etmişleridr. Dirildi demek başka şeydir, görüldü demek başka şeydir. Yahudi din adamları ise gökten gelmediği gerekçesiyle Hz. İsa’nın beklenilen Mesih olduğunu reddedikleri içindir ki hâlâ Mesih bekliyorlar.

Değerli kardeşlerim

Hem Tevrat, hem İncil’ler hem de Kur’an kıyametten önce Hz. Mesih’in tekrar dünyaya geleceğini açıkca haber verdiği içindir ki, ehl-i kitaptan olanlar asırlardan beri icma ve ittifakla Mesih bekliyorlar. Ancak son zamanlarda bir kısım din adamları “Mesih gelmeyecek”, bir kısmı ise “ruhanî veya şahs-ı manevidir, şahış olarak gelmeyecek” diyerek apaçık bir inkâra ve sapıklığa düşüyorlar. Bunlar hem kendilerine hem de kendilerine uyanlara yazık ediyorlar.
Hz. İsa’nın öldüğüne dair Kur’an ayetlerini tahrif eden bir kısım din adamları ise: “Hz. İsa ölmedi, fanî bedeniyle göğe gitti, fanî bedeniyle gökten gelecek” diyorlar. Hz. Mesih’in fanî bedeniyle göğe gittiğini ve fanî bedeniyle gökten geleceğini söyleyenler o kafayla ve o körlükle beklenilen Mesih’i ancak mahşer günü görürler. Fakat o gün görmek hiçbir işe yaramaz. Allah şahit bütün samimiyetimle söylüyorum ki, amacımız bunları kınamak değildir. Aksine gaflet, dalalet ve körlüklerini apaçık bir şekilde söyleyerek tebliğ görevimizi yapmak ve onları uyarmaktır.
Bildiğiniz gibi Hz. Mesih’in mucizelerinden biri de Allah’ın izniyle körlerin gözünü açmasıdır. Körlüklerini gidermesi için Cenab-ı Allah’a dua ederek ve önyargısız olarak MÜCDE kitabını okuyanlar biiznillah körlükten kurtulur ve hidayet bulurlar.

Değerli kardeşlerim

Tevrat, İncil ve Kur’an ile birlikte bütün peygamberler ve ehl-i kitap uleması icma ve ittifakla kıyametten önce Hz. Mesih’in tekrar dünyaya geleceğini haber vermişlerdir. Tarih boyunca ehl-i kitap arasında hiçbir dinî konuda böyle bir icma ve ittifak meydana gelmemiştir. Sadece Hz. Muhammed a.s.’ın, Deccalı Hz. Mesih’den başkasının yıkamayacağını ve Meryemoğlu Mesih İsa’nın tekrar dünyaya gelerek Deccalı yıkacağına dair yüzden fazla hadîsi vardır.
Sayın Hasan Mezarcı’nın, bütün kitapların ve peygamberlerin geleceğini icma ve ittifakla haber verdiği, “beklenilen Mesih” olduğunun apaçık belgelerinden biri de onun Deccala ve Deccaliyete karşı icra ettiği o büyük tarihî ve siyasî misyonudur. Bu büyük tarihî misyonu ancak Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed gibi peygamberlerin, kendi dönemlerinin tabularına ve putlarına karşı icra ettikleri tarihî misyonlarla kıyaslayarak anlayabilirsiniz.
Hiç şüphe yok ki, Cenab-ı Allah sayın Hasan Mezarcı’ya “beklenilen Mesih” olduğunu bildirmeden önce Deccalı ve Deccaliyeti yıkma misyonu icra ettirmiştir. Hz. Mesih tamamen Cenab-ı Allah’ın tasarrufu, koruması, yardımı ve söyletmesiyle Deccal ve Deccaliyet tabusunu yerle bir eden o ateşli konuşmaları yaparak millet vicdanında o büyük siyasî kavgayı ateşlemiş, putların yıkılmasının, değişimin ve yeniden yapılanmanın önünü ve yolunu açmıştır.
Şayet Cenab-ı Allah Mesih olduğunu bildirmiş ve Hz. Mesih de Mesih olduğunu ilan ederek Deccaliyeti yıkma misyonu icra etmiş olsaydı, o süreçte sayın Hasan Mezarcı’ya karşı yapılan küfür, hakaret, iftira, karalama, yargısız infaz ve linç kampanyaları doğrudan Allah’ın Mesihine karşı yapılmış olur, bu da bunu yapanlara ve yaptıranlara Cenab-ı Allah’ın çok şiddetli gazabına ve azab etmesine sebep olurdu. Yani Cenab-ı Allah’ın sayın Hasan Mezarcı’ya Mesih olduğunu bildirmeden ve ilan ettirmeden Deccaliyeti yıkma misyonu icra ettirmiş olması, Allah’ın lutuf ve merhametinin bir tecellisidir. Mesih Deccaliyet dünyasına doğmuş Allah’ın güneşidir. Güneş balçıkla sıvanmaz ve üflemekle sönmez. Kim ne derse desin; gerçek budur.
Hz. Mesih’in milletvekilliği döneminde verdiği önergeleri ve bunlarla ilgili Meclis, medya ve ülke genelinde yaptığı çalışma, konuşma ve açıklamaları bir bütün olarak değerlendiren insaf sahipleri en azından o büyük tarihî ve siyasî misyonu inkâr edemezler.
Elbette iman meselesi nasip meselesidir. Bildiğiniz gibi Hz. Mesih “Kelimetullah’’, yani Allah’ın kelimesidir. Onun sözü Allah’ın sözüdür. Nitekim Hz. Mesih Mücde kitabında
“Gökten geldi‚ ’Üm’den çıktı;
Nurdan kılıç kından çıktı;
Kuzucuk kundaktan çıktı;
Biiznillah diye gördüm.’’
diyerek nurdan kılıç olan kelimeleriyle, yani o ateşli konuşmalarıyla Deccalı ve Deccaliyeti yerle bir ettiğini anlatmaktadır.
Ayrıca Hz. Mesih Mücde kitabında her milletin Deccalı olduğunu ve Rûhulkudüs-Mesih’in, fanî bedenden bağımsız olarak, tasarruf yoluyla ve süreç içinde hepsini tasfiye edeceğini söylemektedir. Nitekim İncil’lerde Hz. Mesih’in dünya savaşlarından sonra tekrar dünyaya geleceği ve harman yerine benzetilen dünyayı alt üst edeceği yazılmaktadır. Şimdilik bunu Hz. Mesih’in dünyaya geldiği 1950’li yıllarda başlayan ve bütün dünyada devam eden değişimin ve yeniden yapılanma sürecinin Rûhulkudüs-Mesih’in tasarrufuyla olduğu şeklinde anlayabiliriz.
Hz. Mesih’in milletvekilliği döneminde yaptığı konuşmaları bu bakış açısıyla dinlemenizi tavsiye ediyoruz. Hz. Mesih T.C. Başbakanına yazdığı mektubun bir bölümünde Rûhulkudüs-Mesih’in ulusal ve uluslararası boyutuyla Deccala ve Deccaliyete karşı icra ettiği ve edeceği tarihî misyona veciz bir şekilde dikkat çekerek uyarıda bulunmuştur. Ayrıca Hasan Mezarcı’nın veya Mesih’in işinin bittiğini zannedenlere Hz. Mesih’in ve havârilerinin bütün milletlere yönelik ilahî vazifelerinin asıl şimdi başladığını hatırlatmak istiyoruz.

Değerli kardeşlerim

Havâriler olarak bizler sayın Hasan Mezarcı’nın beklenilen Mesih olduğuna ve tıpkı önceki döneminde olduğu gibi bir anneden doğarak tekrar dünyaya geldiğine şahitlik ediyoruz. Konuşmamın başında da söylediğim gibi, bizim bilgimiz ve şahitliğimiz kendimizden değil, Allah’tandır. Hiç şüphe yok ki, havârilerin şahitliğini reddedenler Hz. Mesih’i, Hz. Mesih’i reddedenler Cenab-ı Allah’ı reddetmiş sayılırlar.
Allah hidayet etmedikçe hiç kimse iman edemez. Allah’ın hidayet ettiği kişinin iman etmesine ise hiç kimse engel olamaz. Bize düşen apaçık bir şekilde tebliğ etmektir. İsteyen iman eder, istemeyen inkar eder. Dinde zorlama yoktur. İman hidayet ve nasip işi olduğu içindir ki, iman etmekte zorlananların, bari inkâr etmekte acele etmemelerini ve Cenab-ı Allah’a yönelerek kalplerini tatmin etmesi için dua etmelerini tavsiye ediyoruz.
Ayrıca Hz. Mesih’in önceki döneminde kendisine yapılan küfür, hakaret ve zulümleri yapanların ve yaptıranların içine düştükleri durumdan ders alarak bari bu dönemde Hz. Mesih’e ve havârilerine karşı dikkatli olunmasını tavsiye ediyoruz. Hiç süphemiz yok ki, Cenab-ı Allah mahşer günü Hz. Mesih’e ve havârilerine karşı yapılan inkârı ve kötülükleri doğrudan kendisine karşı yapılmış sayacaktır. Allah şahittir ki, Hz. Mesih ve havâriler olarak bizler önceki dönemde olduğu gibi bu dönemde de, bize karşı yapılan ve yapılacak olanlardan korktuğumuz için değil, inkâr edenlere ve kötülük yapanlara acıdığımız için bu uyarıyı yapıyoruz.

Bizler, hem Tevrat’a hem İncil’lere hem de Kur’an’a iman ediyoruz. Hz. Adem a.s.’dan Hz. Muhammed a.s.’a kadar gelen bütün peygamberlere ve peygamberlerin sözlerine iman ediyoruz. Hak veya batıl, din, mezhep, meşrep, tarikat ve cemaat ihtilaflarından ve tartışmalarından uzak durmaya özen gösteriyoruz ve size de bunu tavsiye ediyoruz. Amacımız sadece ehl-i kitaptan olanlara değil, hiçbir ayrım yapmadan dünyadaki bütün milletlere kıyametin yaklaşdığını, beklenilen Mesih’in geldiğini ve iman edenin kurtulacağını mücdelemektir.
Çünkü Mesih Allah’ın kapısı ve Allah’ın bütün kullarına gönderdiği kurtarıcısıdır. Bu kapıyı herhangi bir millet, din ve mezhep mensubuna kapatma anlamına gelecek söz ve davranışlardan uzak durmaya özen gösteriyoruz ve size de bunu tavsiye ediyoruz.
Bu arada hiçbir kitapta bulamayacağınız pek çok ilahi sırlarla birlikte Hz. Mesih’in her iki dönemini, havârilerini ve mucizelerini anlatan Mücde isimli kitaba www.mesih.de isimli internet sitesinden ulaşabileceğinizi de hatırlatmak istiyorum.

Sözlerimi Mücde kitabından bazı ayetlerle noktalamak istiyorum:

Allah’tan gelen bu kitap,
İnsanlığa eder hitap.
Kral fermanı bu Kitap;
“Ahd-i âhir zaman” gördüm.

İncil “düğün”, Kur’an “bayram”,
Diyor gelişime bayram.
Vallahi en büyük bayram,
Mesih’in gelmesi gördüm.

En büyük bayram nihâyet,
“Kurtuluş bayramı” elbet.
Kopmadan başa kıyâmet,
Kurtarıcı gelmiş gördüm.

Ateist, kâfir, putperest,
Budist, hindu, ateşperest,
Mücdelenmelidir herkes,
Ayırım yapmadan gördüm.

Mesih Allah’ın kapısı;
Sığar kulların hepisi.
“Îmân et, kurtul” cümlesi,
Mücde’nin özüdür gördüm.

Bundan büyük mücde olmaz.
İnkâr eden iflâh olmaz.
Îmân eden asla yanmaz,
Şol cennete uçar gördüm.

Allah’tan Mesih’e Mücde;
Mesih’den sizlere Mücde;
Bütün milletlere Mücde;
Düğün – bayram Mesih gördüm.

Hidayete tabi olanlara ve Hz. Mesih’e iman ederek kurtuluşa erenlere selam olsun.

Nisan 2012