www.mesih.de
www.hasanmezarci.com
   
    Yalancıların mumları sönüyor, çünkü    
    Gerçekler konuşuyor    
    ve Mesih güneşi doğuyor.    
       
    Mesih'in Şahitleri    
   
Yükleniyor ...
(Video birkaç saniye içinde başlamazsa, buraya tıklayın.)
   
         
         
    Videodaki konuşmanın metni:    
   

Değerli kardeşlerim

“Mesih’in şahitleri” ile ilgili olarak yapacağım bu konuşmama başlamadan önce kısaca kendimi tanıtmak istiyorum.
Ben Almanya’da doğup büyüdüm, okudum ve üniversiteyi Almanya’da bitirdim. Tahsilime devam ederken Kur’an-ı Kerim’i hıfzettim ve Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan hafızlık diploması aldım. Amatör olarak musikiyle ilgileniyor ve kanun çalıyorum. Evli ve üç çocuk babasıyım.
Hz. Mesih’in Mücde kitabında “Hârun benim varisimmiş, o zaman bu zaman gördüm” dediği hâvari Hârun benim.

Değerli kardeşlerim

Hıristiyanların “Apostol”, Müslümanların ise “Havâri, Resul veya şahit” dediği kişiler Cenab-ı Allah’ın vahyi, yani bildirmesi ile beklenilen Mesih’i bilen ve Hz. Mesih’e şahitlik eden Resullerdir. Hz. Mesih’in bu döneminde olduğu gibi önceki döneminde de gökten bedeniyle ve hatta ordusuyla geleceği bekleniyordu. İncil’lerde ve Kur’an’da ittifakla anlatıldığına göre “Kelimetullah, Rûhulkudüs ve Rûhullah” gibi isimleriyle de bilinen “Rûhulkudüs-Mesih” yakışıklı bir delinkanlı görünümünde Meryem Ana’ya gelerek O’nu hamile bırakıp kendisini Meryem’den doğurmuş, büyümüş ve zamanı gelince “beklenilen Mesih” olduğunu ilan etmişti.

Hz. Mesih’in gökten geleceğine dair ilâhî bilgi ve beklentiler doğruydu. Ancak bunun fânî bedeniyle gökten gelmesi şeklinde anlaşılması ve anlatılması yanlıştı. Rûhulkudüs-Mesih’in bâkî bedeniyle gökten bir anneye gelerek onu hamile bırakıp fânî bedenini ondan doğuracağına dair ilâhî sırları bilmeyen yahûdi din adamları Hz. Îsâ’nın “beklenilen Mesih” olduğuna inanmadılar. Çünkü onlara göre beklenilen Mesih olduğunu söyleyen bu adam gökten gelmemişti. Ve yine onlara göre beklenilen Mesih olduğunu söyleyen bu adam Nasıra kentinde yaşayan marangoz Yusuf ve karısı Meryem’in oğlu “Nasıra’lı Îsâ” idi. Üstelik Îsâ’nın dördü erkek, ikisi kız olmak üzere altı tane de kardeşi vardı.

Yahûdi din bilginleri: “Beklenilen Mesih olduğunu söyleyen bu adam marangoz Yusuf ve karısı Meryem’in oğlu Nasıra’lı Îsâ değil mi?” diyorlardı. “Anası belli; babası belli; kardeşleri belli; nereden geldiği belli; yani gökten gelmediği besbelli” diyerek Hz. Îsâ’nın beklenilen Mesih olduğuna inanmadılar. “Herhâlde bu adamı cin çarpmış, büyülenmiş, şeytan musallat olmuş, deli, kâfir, sahte Mesih, başımıza kral olmak istiyor” gibi bir takım gerekçeler uydurarak halkı Hz. Îsâ’ya karşı kışkırttılar. Nitekim havârileriyle birlikte saklandığı yere bir gece baskını yaparak Hz. Îsâ’yı tutuklayıp cezaevine koydular. Çok ağır küfür, hakaret ve işkenceler ederek haça gerdiler. Hz. Îsâ’nın haça gerilerek ölmesinden üç gün sonra Rûhulkudüs-Mesih gökten Meryem Ana’ya gelen bâkî bedeniyle ve mucize olarak havârilerine görünüp onların gözleri önünde göğe gitti.

Hem İncil’ler hem de Kur’an bir taraftan Hz. Îsâ’nın vefat ettiğini, öldüğünü, öldürüldügünü söylerken, diğer taraftan da ölmediğini, öldürülemediğini, göğe, yani Allah’a gittiğini söylemektedir. Încil’lerin ve Kur’an’ın “ölmedi, öldürülemedi, göğe, yani Allah’a gitti” dediği Rûhulkudüs-Mesih-Îsâ’nın ölmüş olan fânî bedeni değil, gökten gelip göğe gitmiş olan bâkî bedenidir. Hem Încil’lere hem de Kur’an’a göre ikibin yıl önce beklenilen Mesih fânî bedeniyle gökten gelmediği gibi fânî bedeniyle de göğe gitmediği içindir ki, fânî bedeniyle gökten geleceğini beklemek hem Încil’lere, hem Kur’an’a hem de akla ve mantığa uygun değildir.

Nitekim Hz. Mesih Mücde kitabında:
    “Fânî beden göğe gitmez!
     Fânî beden gökten gelmez!
     Rûhulkudüs nüzûl eder,
     Fânî beden doğar gördüm!”
diyerek bu ilâhî gerçeği veciz bir şekilde ifade etmiştir.

Değerli kardeşlerim

Hz. Îsâ’nın tekrar dünyaya geleceğini ittifakla haber veren Încil ve Kur’an ayetlerini ve peygamberlerin sözlerini inkâr ederek Hz. Îsâ’nın öldüğünü ve bu sebeple de tekrar dünyaya gelmeyeceğini iddia edenler büyük bir yanılgı içindedirler. Aynı şekilde Hz. Îsâ’nın haça gerilerek öldürüldüğünü veya öldüğünü ittifakla haber veren Încil ve Kur’an ayetlerini inkâr ederek Hz. Îsâ’nın ölmediğini, fânî bedeniyle göğe gittiğini ve fânî bedeniyle gökten geleceğini iddia edenler de çok büyük bir yanılgı içindedirler.
Hem İncil’lere hem de Kur’an’a göre öldüğü konusunda da, tekrar dünyaya geleceği konusunda da hiçbir şüphe olmayan Hz. Îsâ’yı Cenab-ı Allah’ın, tıpkı ikibin yıl önce olduğu gibi, bir anneden doğurarak tekrar dünyaya göndermesini imkansız görmek ve göstermek hem Încil’lerle, hem Kur’an’la hem de peygamberlerin sözleriyle bağdaşmaz.

Hiç şüphe yok ki ikibin yıl önce beklenilen Mesih gökten nasıl gelmişse, göğe nasıl gitmişse, ikibin yıl sonra şimdi de aynı şekilde gökten gelerek annesinden doğmuştur. Hz. Mesih’in önceki döneminde olduğu gibi bu döneminde de annesi, babası ve kardeşleri vardır. Hz. Mesih her iki döneminde de evlenmiş ve çocukları olmuştur.

İkibin yıl önceki yahûdi din bilginlerinin tarihî yanılgılarından ders almayan bu zamanın din bilginleri, tıpkı Hz. Mesih’in önceki döneminde olduğu gibi, bu döneminde de: “Anası, babası, kardeşleri belli; nereden geldiği belli; yani gökten gelmediği besbelli” diyerek ve “deli, kâfir, sahte Mesih” kampanyaları yaparak ve yaptırarak halkın Hz. Mesih’e iman etmesini engellemeye çalışıyorlar.

Bu konuşmamın amacı bu konuyu anlatmak değil, “Mesih’in şahitleri” konusuna böyle bir giriş yaparak Mesih’in şahitlerinin önemini kavramanızı sağlamaktır. Ayrıca kutsal kitaplardaki Hz. Mesih ile ilgili ayetleri ve peygamberlerin sözlerini okurken, Hz. Mesih’in tekrar dünyaya geleceğini dikkate alarak geçmişi anlatan ayetlerin ve peygamberlerin sözlerinin aynı zamanda geleceği de haber veriyor olabileceğini düşünerek okumanızı tavsiye ediyorum. Çünkü zaman ve şekil bakımından bazı farklılıklar olsa bile özü ve esası bakımından Hz. Mesih’in, tıpkı önceki döneminde olduğu gibi, tekrar dünyaya geleceği ve bilineceği konusunda hiçbir şüphe yoktur.

Încil’lerde anlatıldığı gibi Hz. Mesih önceki döneminde dünyayı kurtarmaya geldiğini, ancak dünyanın kendisini tanımadığını söylemiştir. Ayrıca tekrar dünyaya geleceği dönemde de Nuh ve Lut kavmi gibi azgın ve sapkın olacağını söylediği dünyanın kendisini yine tanımayacağını söylemiştir. Hatta tekrar dünyaya geleceği dönemde Mesih olduğunu söyleyenlerin çoğalacağını ve mucizeye benzer bir takım şeyler göstererek insanları inandırıp saptırabileceklerini söylemiş ve “sakın onlara inanmayın” demiştir. Yine Încil’lerde anlatıldığı gibi Havâriler Hz. Mesih’e tekrar dünyaya geldiğinde kendisini nasıl tanıyacak, nasıl bilecek ve nasıl bulacakalarını ısrarla sormuşlardır. Hz. Mesih de onlara tekrar dünyaya geldiğinde kendisini nasıl tanıyacak, nasıl bilecek ve nasıl bulacaklarını çeşitli benzetmeler yaparak anlatmıştır. Bu ayetler Hz. Mesih’in dünyaya tek başına değil, havârileriyle birlikte geleceğinin apaçık delilleridir.

Değerli kardeşlerim

Havârilerin Hz. Mesih’i nasıl tanıdıklarına ve tekrar dünyaya geldiğinde nasıl tanıyacaklarına dair Încil’lerde ve Kur’an’da pek çok ayet ve benzetme vardır. Kur’an’daki “Mâide”, yani gökten gelen sofra benzetmesini müslüman din bilginleri, insanlar tarafından kullanılan ve üzerinde dünya nimetleri bulunan bir sofra şeklinde anlayarak ve anlatarak çok büyük bir yanılgıya düşmüşlerdir. Aynı şekilde gökten Meryem’e gelen rızık ve hurma benzetmelerini de yanlış anlamış ve yanlış anlatmışlardır.
Halbuki Încil’lerde anlatıldığı gibi Hz. Mesih: “Gökten gelen sofra benim. Beni yiyenin ve beni içenin ebedî hayatı olur” demiş ve bunu duyan inkârcılar da: “Bu adam kendisini bize nasıl yedirecek ve içirecek” diyerek alay etmişlerdir. “Mâide”, yani gökten gelen sofra Hz. Mesih’in Kelimetullah, Rûhullah, Rûhulkudüs, Mesih ve Îsâ gibi isimlerinden biridir. Hz. Mesih’in her iki döneminde de Havârilerin kalplerinin tatmin olması için Cenab-ı Allah tarafından gösterilen Mâide mucizesi ile ilgili gerçekleri bilmek isteyenlere Mücde kitabını dikkatle okumalarını tavsiye ediyorum.

Hiç şüphe yok ki ikibin yıl önce Havâriler beklenilen Mesih’i nasıl bilmiş, bulmuş ve şahitlik etmişlerse, ikibin yıl sonra şimdi de aynı şekilde bilmiş, bulmuş ve şahitlik etmektedirler.
Hz. Mesih tekrar dünyaya geldiğinde kendisini nasıl tanıyacaklarını soran Havârilere: “Benim gökten tekrar dünyaya gelişimi dünyadaki bütün insanlar görecek” dememiştir. Aksine: “Bu dönemimde beni dünya tanımadığı gibi, tekrar dünyaya geldiğimde de dünya beni tanımayacak” demiştir.
Hz. Mesih tekrar dünyaya gelişini, görünmemek için karanlıkta evlere gelen bir hırsıza benzetmiş ve “uyanık olun” demiştir. Ayrıca tekrar dünyaya gelişini karanlıkta güveyi ile buluşmak üzere yola çıkan gelinler ile güveyinin buluşmasına benzetmiş ve Allah’ın nuruyla aydınlanmış olan bazı kişilerin kendisiyle buluşarak ilâhî mahremine gireceğini bildirmiştir.

Hiç şüphe yok ki Hz. Mesih’in her iki döneminde de Cenab-ı Allah’ın vahyi, aydınlatması ve bildirmesiyle beklenilen Mesih’i bilen ve O’nun ilâhî mahremine girerek şahitlik yapan Havârilerdir. Başta hırsız, güveyi ve gelinler olmak üzere Hz. Mesih tekrar dünyaya gelmesiyle ilgili olarak verdiği bütün misallerde karanlıkta, yani hiç kimseye görünmeden tekrar dünyaya geleceğini söyleyerek ısrarla “uyanık olun” demiştir. Uyanık olmak demek her şeyden önce bu misalleri doğru anlamak ve tıpkı ikibin yıl önce olduğu gibi Hz. Mesih’in dünyaya karanlıkta, yani hiç kimseye görünmeden geleceğini bilmek demektir. Hiç şüphe yok ki Încil’lerde ve Kur’an’da apaçık bir şekilde anlatıldığı gibi beklenilen Mesih’in dünyaya gelip gelmediğini bilmenin yollarından biri ve hatta en önemlisi havârilerinin şahitliğine inanarak Hz. Mesih’e iman etmektir. Çünkü havârileri olmayan Mesih olamaz.

Değerli kardeşlerim

Bildiğiniz gibi Hz. Mesih’e havâri veya şahit olmak demek en yakınları tarafından terk edilmeyi, dışlanmayı, taşlanmayı ve her türlü hakaret, iftira, işkence ve zulmü ve hatta ölümü göze almak demektir. Bu gerçeği ifade etmek üzere Hz. Mesih: “Kendisini inkâr eden ve haçını sırtına yüklenen arkamdan gelsin” demiştir. Hiçbir dünyevi kazancı olmayan ve yalan söylüyor olmamız halinde iki dünyamızı da mahvedebilecek böyle bir konuda neden yalan söyleyelim?
Yine Hz. Mesih Mücde kitabında önceki döneminde söylediği bütün sözlerin bu döneminde de geçerli olduğunu söylemiş ve şahitlerinin bunları okuyarak bu bilinçle hareket etmelerini vasiyet etmiştir.

Her şeyden önce şunu bilmelisiniz ki, Mesih olup olmamak Hz. Mesih’in elinde olmadığı gibi, havâri olup olmamak da bizim isteğimize bağlı değil, Cenab-ı Allah’ın seçmesine ve bildirmesine bağlıdır. Bazıları: “Dünyada bunca din bilgini ve evliya varken Cenab-ı Allah beklenilen Mesih’i neden onlara bildirmiyor da sizin gibi ayak takımına bildiriyor” diyerek bizim şahitliğimizi önemsizleştirmeye ve insanların inanmasını engellemeye çalışıyorlar.

Aslında ortaya çıktıkları dönemlerde inkârcılar tarafından bütün peygamberlere ve ashabına karşı yapılmış olan bu aşağılama ve itibarsızlaştırma geleneği Hz. Mesih’e ve havârilerine karşı da yapılmış ve yapılmaktadır. Hz. Mesih’in önceki döneminde de: “Aranızda bunca din bilgini ve ileri gelen varken Cenab-ı Allah Îsâ denilen bu adamın beklenilen Mesih olduğunu neden din bilginlerine ve ileri gelenlere bildirmiyor da bu ayak takımına bildiriyor” diyerek Mesih’in şahitlerini küçümsemiş ve aşağılamışlardır. Hatta “günahkârlarla ve fahişelerle düşüp kalkıyor, onlarla yiyip içiyor ve arkadaşlık yapıyor” diyerek şahitleriyle birlikte Hz. Mesih’i de günahkâr olmakla suçlamış ve küçümsemişlerdir. Bu aşağılama ve itibarsızlaştırma geleneğine karşı Hz. Mesih: “Cenab-ı Allah bu ilâhî sırları büyüklere açmıyor, küçüklere açıyor, yani günahkâr, ayak takımı veya fahişe denilerek küçümsenenleri seçiyor ve onlara açıyor” diyerek cevap vermiştir.

Evet, Hz. Mesih’in önceki döneminde olduğu gibi bu döneminde de Cenab-ı Allah bu ilâhî sırları bu zamanın en büyük âlimi, evliyası ve hatta kutbu olduğu iddia edilenlere açmıyor. Bizim gibi ayak takımı veya günahkâr denilenerek küçümsenenleri seçiyor ve bize vahyediyor, bize bildiriyor. Biz bununla gururlanmıyor ve hiç kimseyi de küçümsemiyoruz.
Evet, dünyada bunca din bilgini ve ileri gelen varken bu ilâhî sırları onlara bildirmeyip bizim gibi sıradan insanları seçerek bizlere bildirdiği ve bizi Hz. Mesih’in şahitleri yaparak yücelttiği için Cenab-ı Allah’a şükrediyoruz.
Ayrıca Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar gelen bütün peygamberlerin genel olarak hiçbir toplumsal statüsü bulunmayan ve içinden çıktıkları toplumun ileri gelenleri tarafından küçümsenen kişiler olduğuna dair ilâhî gerçeği hatırlatarak büyük küçük herkesi bu konuda uyarıyoruz. Zerre kadar imanı olan, Cenab-ı Allah neden şunu seçti de bunu seçmedi veya neden şuna bildirdi de buna bildirmedi deme hakkını ve yetkisini kendisinde göremez.
Nitekim Hz. Mesih kendisini ve havârilerini küçümseyerek reddeden o dönemin din bilginlerine ve ileri gelenlerine: “Yapıcıların reddetikleri taş, işte köşenin baş taşı oldu” anlamındaki Tevrat ayetini hatırlatarak onları uyarmıştır. Yani onların beklenilen Mesih’i reddedeceklerinin asırlarca önceden bildirildiğini, ancak onların reddetmelerinin Mesih olduğu ile ilgili ilâhî gerçeği değiştirmeyeceğini söylemiştir. Hz. Mesih Mücde kitabında:
    “Mesih gönderirken sana,
     Allah sormaz Vatikan’a,
     Ezher’e, Hahambaşına,
     O zaman – bu zaman gördüm.”
diyerek bu ilâhî gerçeği veciz bir şekilde ifade etmiştir.

Özellikle Mücde kitabının “Bel’âm” bölümünde bu dönemin “Bel’âm” misal din bilginleri tarafından reddedilmesinin bir âdetullahın tekrarlanmasından ibaret olduğunu hatırlatarak:
    “Uzak durun Bel´âmlardan,
     Din tezgâhı kuranlardan.
     Mü´minlerim günahkârdan,
     Olur benim diye gördüm.”
diyerek bu dönemindeki şahitlerinin de önceki dönemdeki gibi olacağını vurgulamıştır.

Bildiğiniz gibi Hz. Mesih’in önceki döneminde Havârilerden onikisi öne çıkarılmış, Meryem Ana, Mecdeli Meryem, Beytanyalı Meryem gibi kadın havâriler çeşitli sebeplerle geri planda tutulmuşlardır. Ancak Hz. Mesih’in bu döneminde kadın erkek bütün havâriler öne çıkarak şahitlik yapacaklardır.

Değerli kardeşlerim

Hz. Mesih her iki döneminde de Hıristiyanların “Apostol”, Müslümanların ise havâri, Resul veya şahit dediği peygamberlerle güçlendirilerek gönderilmiştir. Hz. Mesih’in her iki döneminde de Mesih’in ölüleri diriltme mucizesi ve Ashâb-ı Kehf sırrı içinde Rûhulkudüs-Mesih vasıtasıyla ve Hz. Mesih’le birlikte tekrar dirilerek dünyaya gelen peygamberler, Hz. Mesih’e şahitlik yapmakla görevli olan Resullerdir. Ashab-ı Kehf’ten olan bu Resullerin dışında Hz. Mesih’in bu dönemine mahsus olmak üzere yine Cenab-ı Allah’ın bildirmesi (vahyi) ile sayın Hasan Mezarcı’nın beklenilen Mesih olduğunu bilen ve şahitlik yapan havâri, Resul veya şahitler de vardır.
Hatta bundan onbir yıl önce Cenab-ı Allah’ın vahyi ile sayın Hasan Mezarcı’nın beklenilen Mesih olduğunu bilen, iman ve şahitlik eden hıristiyan bir havâri kardeşimiz olduğu gibi, O’nun şahitliği ile iman eden başka hıristiyan kardeşlerimiz de vardır. Biz bu kardeşlerimizle ancak bu yıl tanışabildik. Cenab-ı Allah’tan bunların sayısını daha da artırmasını ve her milletin içinden “Mesih’in şahitleri” çıkarmasını niyaz ediyoruz.

Bildiğiniz gibi Hıristiyanlar “Apostol” dedikleri Havârilerin her birinin bir peygamber olduğuna iman ediyorlar. Kur’an-ı Kerim’in Mâide sûresinin 111. ayetinde Cenab-ı Allah: “Bana ve Resulüme iman edin diye Havârilere vahyettiğimiz vakit...” diyerek Havârilerin her birinin Allah’ın vahyettiği peygamberler olduğunu bildiriyor. Havârilerle ilgili Kur’an-ı Kerim’deki pek çok ayetle birlikte, Havârilerin kıssasının anlatıldığı Yasin sûresinin ikinci sahifesinde Havârilerin kendilerini “hiç şüphe yok ki biz size gönderilmiş Resulleriz” diyerek tanıttıkları vurglanıyor.

Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar gelen bütün peygamberlerin içinde şahitleri de peygamber olan tek peygamber Hz. Mesih’dir. Daha da önemlisi bâkî bedeni itibariyle Hz. Mesih, Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar gelen bütün peygamberlere Cenab-ı Allah’ın vahyini getiren ve onlara muallimlik yapan Rûhulkudüs, yani Cebrail, Kelimetullah, yani Allah’ın sözü ve Rûhullah, yani Allah’ın ruhudur.

Malesef müslüman din bilginlerinin Hz. Mesih’i bütün peygamberlerden üstün kılan bu ilâhî gücünü ve özelliklerini görmemezlikten gelmeleri ve O’nu diğer peygamberler gibi bir peygamber, havârilerini de diğer peygamberlerin ashabı gibi görmeleri ve göstermeleri çok büyük bir yanılgıdır.
Müslüman din bilginlerinin Hz. Mesih ile ilgili çok büyük yanılgılarından biri de Hz. Îsâ tarafından “Încil” isimli bir kitap yazıldığını veya yazdırıldığını, ancak Hz. Îsâ’dan sonra her nasılsa “gerçek Încil” dedikleri bu kitabın kaybolduğunu veya yok edildiğini iddia etmeleridir. Halbuki Hz. Mesih önceki döneminde kesinlikle bir kitap yazmamış ve yazdırmamıştır.
Türkçede “Mücde” anlamına gelen Încil aslında bir kitabın ismi değil, tıpkı “Maide” gibi Hz. Mesih’in isimlerinden biridir. Yani gerçek Încil veya Allah’ın Încili Hz. Mesih’in kendisidir. Allah’ın gerçek Încili olan Hz. Mesih’i ve ilâhî mesajını anlatan kitaplara “Încil” denilmesi de dolayısıyla doğrudur.
Încil’lerin çok olması Havârilerin çok olmasından kaynaklanmıştır. Allah’ın gerçek Încili olan Hz. Mesih’i ve ilâhî öğretisini ayrı ayrı öğretmekle görevli ve yetkili olan Havârilerin her birinin bir peygamber olduğunu görmemezlikten gelerek Încil’leri reddetmek her şeyden önce Kur’an’la bağdaşmaz. Çünkü Kur’an pek çok ayetinde Tevrat’ı ve Încil’i tasdik ettiğini söylerken, Yahûdi ve Hıristiyanların ellerindeki kitabı, okudukları kitabı tasdik ettiğini vurgulamaktadır. Hatta Tevrat ehli Tavrat’la, Încil ehli Încil’le, Kur’an ehli Kur’an’la hükmetsin demektedir. Yahûdi ve hıristiyan din bilginlerinin bazı dînî konulardaki yanlış öğretilerini bahane ederek Tevrat’ı ve Încil’i reddetmek asla doğru olmaz. Aslında kutsal kitaplarda mevlasını arayan mevlasını, belasını arayan da belasını bulur.

Sayın Hasan Mezarcı’nın beklenilen Mesih olduğuna iman eden kardeşlerimizin, tıpkı Hz. Mesih gibi başta Kur’an ve Hz. Muhammed olmak üzere bütün kutsal kitaplara ve peygamberlere iman etmeleri imanlarının doğal bir sonucudur. Böyle bir müşterek imanla “Mesih’in şahitleri” olan kardeşlerimizden Tevrat ehli olanlar Tevrat’a, Încil ehli olanlar Încil’e, ve Kur’an ehli olanlar Kur’an’a göre dînî yaşantılarına ve ibadetlerine devam etme özgürlüğüne sahiptirler. Hatta ehl-i kitabın dışında, Budizm gibi diğer dinlere mensup olup da beklenilen Mesih’e iman ederek Mesih’in şahitlerinden olan ve Mesih gibi iman eden kardeşlerimizi de imanları kesinlikle kurtaracaktır. Çünkü Cenab-ı Allah kıyamet öncesi günahla dolu olan böyle bir dünyaya bir kurtarıcı olarak Hz. Mesih’i göndereceğini vadetmiş ve iman edenin kesinlikle kurtulacağını mücdelemiştir.

Bu sebeple Hz. Mesih Mücde kitabında
    “Ateist, kâfir, putperest,
     Budist, hindu, ateşperest,
     Mücdelenmelidir herkes,
     Ayırım yapmadan gördüm.”
diyerek hiçbir din, dil, ırk, renk ve mezhep ayrımı yapmadan dünyadaki bütün milletlere kurtuluş mücdesi vermiş ve bu mücdeyi duyurmamızı istemiştir.

Ayrıca
    “Bundan büyük mücde olmaz.
     İnkâr eden iflâh olmaz.
     Îmân eden asla yanmaz,
     Şol cennete uçar gördüm.”
diyerek iman edenin kesinlikle kurtulacağını ve cennette ebedî hayat bulacağını mücdelemiştir.

Değerli kardeşlerim

Hz. Mesih’in önceki döneminde Cenab-ı Allah bir kitap yazmasına veya yazdırmasına izin vermemiş, ilâhî mesajını ve öğretisini sözlü olarak anlatmasını istemişir. Ancak Hz. Mesih’in bu döneminde “Mücde” kitabını yazmasını ve bu kitapta asırlardan beri tartışılan bazı konularla birlikte Hz. Mesih’in her iki dönemiyle ilgili bir takım ilâhî sırları açıklamasını ve özellikle de kıyametin yaklaştığı ve beklenilen Mesih’in geldiği haberini bizzat vermesini istemiştir.

Konuşmamın başından beri anlatmaya çalıştığım gibi Havâriler olarak bizim bilgimiz kendi düşüncemizden değil, muallimimiz olan Cenab-ı Allah’ın ve Hz. Mesih’in bize bildirdiklerinden ibarettir. Bu sebeple bizim bilgimizin ve şahitliğimizin doğru olduğunda hiç şüphe yoktur.
Hz. Mesih bu döneminde “Mücde” kitabını yazdığı için kıyamete kadar Mücde kitabını okuyarak veya dinleyerek Hz. Mesih’e şahitlik edenler de, bizzat Hz. Mesih’in öğrencileri olma şeref ve saadetine nail olacaklardır. Ancak her biri Allah’ın bir peygamberi olan ve Cenab-ı Allah’ın vahyi ile Hz. Mesih’in ilâhî mahremine girerek Hz. Mesih ile ilgili ilâhî sırları hem Cenab-ı Allah’tan hem de şahsen Hz. Mesih’den öğrenen Havârilerin bilgisi Mücde kitabıyla sınırlı olmadığı gibi, Hz. Mesih’in fânî hayatıyla da sınırlı değildir. Bu sebeple Hz. Mesih Havârilerin muallimi olduğu gibi, Havâriler de Mesih’in şahitlerinin muallimleri olmaya devam edecek ve anlamadıkları konuları onlara anlatacaklardır.
Aslında Havâriler Mesih’in şahitleri olmaktan ziyade Allah’ın şahitleridir. Ancak beklenilen Mesih’e şahitlik yapmakla görevli oldukları için kendilerine Mesih’in şahitleri denilmiştir.

Hz. Mesih her iki döneminde de havârilerine: “Sizin şahitliğinizi kabul eden, beni kabul etmiş, beni kabul eden de beni gönderen Cenab-ı Allah’ı kabul etmiş olur. Sizin şahitliğinizi reddeden beni reddetmiş, beni reddeden de beni gönderen Cenab-ı Allah’ı reddetmiş olur” diyerek Havârilerin şahitliğinin önemini vurgulamıştır.
Hz. Mesih Mücde kitabında
    “Gören gördüğüne şahit;
     Duyan duyduğuna şahit,
     Okuyan, anlatan şahit,
     Mükâfatı alır gördüm.”
diyerek havâri olsun veya olmasın beklenilen Mesih’e iman ve şahitlik eden herkese “Mesih’in şahitleri” ismini vermiştir.

Mesih’in şahitleri olarak bizim amacımız yeni bir din, mezhep, meşrep, tarikat veya cemaat oluşturmak değildir. Bizim görevimiz Mücde kitabının genel çerçevesi içinde kıyametin yaklaştığını, beklenilen Mesih’in geldiğini ve iman edenin kesinlikle kurtulacağını hiçbir ayrım yapmadan bütün milletlere mücdelemektir. Bildiğiniz gibi dinde zorlama yoktur. Bizim görevimiz şahitlik yapmaktır. İsteyen iman eder, istemeyen inkâr eder.
Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan ve beklenilen Mesih’e iman eden kardeşlerimizin şahitlik yapmaları ve Kurtuluş Mücdesini duryurmaları için bizimle görüşmeleri veya bizden izin almaları gerekmemektedir. Kardeşlerimize bu aslî görevimize zarar verme ihtimali bulunan her türlü münakaşadan ve özellikle de dînî tartışmalardan uzak durmalarını tavsiye ediyoruz. Cenab-ı Allah’tan Mücde kitabını dünyadaki bütün dillere çevirmeyi ve Kurtuluş Mücdesini bütün milletlere duyurmayı nasip etmesini diliyoruz.

Mesih’in şahitleri olarak bizim mücdemizin özü “Îmân et, kurtul” mesajıdır.

Mesih’in şahitlerine, gündüzün veya gecenin uygun vakitlerinde: “Allah’ım nüzûl ettirdiğin Mesihine iman ettik ve tâbi olduk; bizi şahitlerle beraber yaz” diyerek dua eden Havâriler (şahitler) gibi dua etmelerini tavsiye ediyoruz. Ayrıca bir şey yemeye ve içmeye başlamadan önce Hz. Mesih’in: “Ey Allah’ım, Rabbımız, senden bir alâmet olması ve evvelimizin de ahirimizin de bayram olması için, üzerimize semadan bir mâide indir; bizi rızıklandır; sen rızık verenlerin en hayırlısısın” mealindeki sofra duasını yapmalarını da tavsiye ediyoruz.

Sözlerimi Mücde kitabından bir ayetle noktalamak istiyorum:
    “Allah’tan Mesih’e Mücde;
     Mesih’den sizlere Mücde;
     Bütün milletlere Mücde;
     Biiznillah gider gördüm.”

Hidayete tabi olanlara ve Hz. Mesih’e iman ederek kurtuluşa erenlere selam olsun.

Temmuz 2012