www.mesih.de
www.hasanmezarci.com
   
    Yalancıların mumları sönüyor, çünkü    
    Gerçekler konuşuyor    
    ve Mesih güneşi doğuyor.    
       
    Yusuf Baba Hasan Mezarcı'nın Mesih olduğuna şahitlik yapıyor    
   
Yükleniyor ...
(Video birkaç saniye içinde başlamazsa, buraya tıklayın.)
   
         
         
    Videodaki konuşmanın metni:    
   

Değerli kardeşlerim

Konuşmama başlamadan önce kısaca kendimi tanıtmak istiyorum.
Ben Karaman’lı bir memur ailesinin çocuğu olarak 1969 yılında Mardin’de doğdum. İlkokulu, ortaokulu ve endüstri meslek lisesi - Elektrik bölümünü Konya’da okudum. İki yıl kadar Konya Selçuk Üniversitesi - Ziraat Fakültesine devam ettim. O arada İsveç’te yaşayan Karaman’lı bir işçi ailesinin kızıyla evlenerek İsveç’e yerleştim. 22 yıldan beri İsveç’te bir araba fabrikasında çalışıyorum. Evli ve üç çocuk babasıyım.

Eşim de, ben de Atatürkçü çizgide ve siyasi yelpazenin solunda yer alan ailelerde doğup büyüdük. Allah’a inanıyorduk; ama dinle, diyanetle, ibadetle ve cemaatlerle ilgimiz yoktu. Doğrusu büyük bir gaflet içinde ve günahla dolu bir hayata dalmış gidiyorduk. Genel olarak diğer Havâriler gibi ben de, 2000 yılında “beklenilen Mesih” olduğunu açıklayıncaya kadar, sayın Hasan Mezarcı’yı tanımıyordum.

O tarihten önce, bir gece rüyamda bir günah işlediğimi ve o günahı işlediğim anda, gökteki bütün yıldızların eriyerek yağmur gibi yere düştüklerini gördüm. Bu rüya beni çok etkiledi ve o günden itibaren günahlarımdan nasıl kurtulacağımı düşünmeye başladım. İşte o günlerde “beklenilen Mesih” olduğunu açıklayan sayın Hasan Mezarcı İsveç’e gelmişti. Misafir olarak kaldığı evde kendisiyle tanıştım. Bir ara kendisi ile başbaşa kalarak rüyamı anlattım. “Benim için günahlarımdan arınma ve temizlenme yolu, bir kurtuluş yolu var mı?” dedim. O da bana, samimiyetle tövbe edersem, günahlarımın affedileceğini, tertemiz olacağımı ve hatta günahlarımın sevaba döneceğini söyledi. Doğrusu bu kadar kolay ve güzel bir kurtuluş mücdesi aldığım için çok sevindim. İşte sayın Hasan Mezarcı’yla tanışmam ve onun “beklenilen Mesih” oduğuna iman etmem böyle başladı.

Eşim ise, Türkiye’den ve Türk kültüründen uzakta, İsveç’te doğup büyümüş ve İsveç kültürü almıştı. Türkçeyi doğru düzgün anlayamadığı ve konuşamadığı gibi, Hasan Mezarcı’nın ismini dahî duymamıştı. O günlerde eşimin arkadaşlarından biri, Hz. Îsâ’nın tekrar dünyaya geldiğini, sayın Hasan Mezarcı’nın “beklenilen Mesih” olduğunu ve kendisinin de iman ettiğini söylemiş. Bu konuşmadan bir süre sonra, bir gece eşim rüyasında Hz. Îsâ’nın tekrar dünyaya geldiğini görmüş. Rüyasında insanlar, Hz. Îsâ’yı tekrar dünyaya gönderen Allah’a teşekkür etmek için, secde yapıyorlarmış. Eşim de yanında bulunan arkadaşlarına: “Haydi, biz de gidelim ve secde yapanlarla beraber biz de secde yapalım” diyormuş. Sayın Hasan Mezarcı’nın “beklenilen Mesih” olduğunu ve arkadaşının bu konuda söylediklerinin doğru olduğunu apaçık bir şekilde tasdik eden bu rüya, eşimi çok etkilemiş. O günden sonra Mesih konusuyla ilgilenmeye ve Meryem Ana için her gece, evde bir mum yakarak dua etmeye başlamış. İşte o günlerde İsveç’e gelen Hz. Mesih’le tanışan eşim, o gece sabaha kadar ağlayarak Allah’a dua etmiş. Allah’ın Mesih konusunda kalbini tatmin etmesi için bir şey daha göstermesini istemiş. Sabaha karşı yorgun ve bitkin bir şekilde uykuya dalmış. Rüyasında güneşin batıdan doğduğunu ve çok kuvvetli sarı ışıkları sebebiyle dünyanın sapsarı olduğunu görmüş. Çok büyük bir sevinç ve huzur içinde uyanmış. Önceki rüyası ile bunu birleştirerek kalbi tatmin olmuş.

İşte o gün eşim de sayın Hasan Mezarcı’nın “beklenilen Mesih” olduğuna iman etti. Gördüğü rüyaları Hz. Mesih’e anlattı ve dinden diyanetten uzak, abdestsiz namazsız kişilerin rüyalarına itibar edilip edilmeyeceğini sordu. Hz. Mesih güneşin batıdan doğmasının, Mesih’in batı dünyasında ortaya çıkması anlamına geldiğini söyledi. Güneşin parlak, sarı ışıklarının her tarafı kaplamasını ise, Rûhulkudüs-Mesih’in güneş gibi bütün dünyayı tasarruf ettiği anlamına geldiğini söyledi. Ayrıca abdestli namazlı olmayanların rüyalarına itibar edilemeyeceği düşüncesinin de yanlış olduğunu söyledi. “Allah hacıya, hocaya göstermeğe mecbur değil. Kime göstermek isterse, ona gösterir. Bir kâfire, bir ateiste, hatta en azılı kâfir olan Firavun gibi birine de gösterebilir” diyerek eşimin kalbinin daha da tatmin olmasına sebep oldu.

Eşim o kadar kuvvetli bir imana sahipti ki, bir gün başkalarının da bulunduğu bir toplulukta: “Cennetse cennet, cehennemse cehennem. Mesih nereye giderse, ben de onun peşinden gideceğim” dedi. Doğrusu eşimin bu kuvvetli imanı benim için de bir takviye oldu.

Değerli kardeşlerim

Rüyada veya uyanıkken sayın Hasan Mezarcı’nın “beklenilen Mesih” olduğunu apaçık bir şekilde gördüğü halde iman etmeyen pek çok kişi olduğuna bizzat şahit oldum. İmandan nasibi olan, tıpkı benim gibi ve milyarlarca inanan gibi, hiçbir şey görmeden de iman edebiliyor. İmandan nasibi olmayan, apaçık mucize görse yine de inanmıyor.

Nitekim Hz. Mesih’in, görünümünün değişmesi veya aynı anda farklı yerlerde görülmesi gibi, mucizelerine şahit olduğu halde iman etmeyen pek çok kişi tanıyorum. Birgün Hz. Mesih’in de bulunduğu bir toplulukta bir hacı amca şöyle bir mucize anlattı. “Bir aydan beri günde beş vakit namaz kılmak için kıbleye dönerek namaza başlıyorum. Karşıma Beytullah, yani Allah’ın evi denilen Kâbe geliyor. Ben Kâbe’ye bakarken Kâbe’nin yerine, Mesih olduğunu söyleyen Hasan Mezarcı geliyor. O anda secde yapmış olsam, Mesih’e secde yapmış olacağımı düşünerek namazımı bozuyorum. Ben namazımı bozunca karşımda duran Mesih kayboluyor. Sonra tekrar namaza başlıyorum, yine önce Kâbe sonra da Kâbe’nin yerine Mesih gelerek tekrar karşıma dikiliyor. Ben de tekrar namazımı bozmak mecburiyetinde kalıyorum. Bir aydan beri her gün beş vakit namazda bu durum böylece devam ediyor” dedi.

Taştan yapılmış bir bina olan Kâbe’ye dönerek secde yapmakta hiçbir sakınca görmeyen bu hacı amca, Hz. Mesih’in canlı Kâbe olduğuna dair ilahî sırları bilseydi, namazını bozmazdı. Hatta hayatının en anlamlı namazlarını kılmış ve en anlamlı secdelerini yapmış olurdu. Nitekim Hz. Mesih Mücde kitabında “Beytullah”, yani Allah’ın evi olduğuna dair ilahî sırları apaçık bir şekilde anlatıyor.

Mesela bir ayette:

(4/334)
“Allah’ın eviyim” desem,
Haça gerecek bu sersem.
“Zuhûr nüzûlü bu” desem,
Aklı buna ermez gördüm.

diyerek kendi bedeninin canlı Kâbe olduğunu söylüyor.

Bütün peygamberler aya benzetildiği halde, Mesih’in güneşe benzetilmesinin sebebi, diğer peygamberlerle Hz. Mesih’in arasındaki farkın, güneşle ay arasındaki fark gibi olmasıdır. Yahûdiler Cenab-ı Allah’ın kendisini Hz. Mûsâ’ya bir bulut içinde gösterdiğine, müslümanlar da bir dağda gösterdiğine inanırlar. Yine müslümanlar Cenab-ı Allah’ın, kendisini Hz. Muhammed’e ufukta gösterdiğine inanırlar. Kendisini ufukta, bulutta veya dağda, taşta gösteren Allah, Mesih’te gösteremez mi? Elbette gösterebilir ve göstermiştir. Nitekim hıristiyanlar, başlangıçta Cenab-ı Allah’ın kendisini Mesih’te gösterdiğine veya Allah’ın Mesih’te görüldüğüne inanıyorlardı. Ve bu inanç doğruydu. Ancak daha sonra konsil kararlarıyla “Allah Mesih’te görüldü” inancı, “Mesih Allah’tır” şekline dönüştürülerek yanlışa sapıldı.

Hz. Mesih Mücde kitabında Mesih’le ilgili anlaşılması gerçekten zor olan ilahî sırları basit ve apaçık bir dille anlatarak sapma noktaları konusunda uyarılarda bulunuyor. Mesela bir ayette:

(4/218)
Mesih Allah’ın aynası;
Aynısı değil, aynası!
Yüce Mevlâ’nın aynısı,
Aynada görülür gördüm.

diyor. Başka bir ayette ise:

(4/212)
Mecnûn Leylâ bir bedende;
Hak güneşi doğdu bende;
“Mesih Allah’tır” demen de,
Allah’ı Mesih’te gördüm.

diyerek Allah’ı, Mesih’in şahsında görme şeklindeki inancın, doğru olduğunu tasdik ediyor.

Müslümanların Cenab-ı Allah’ı, Allah’ın evi dedikleri Kâbe’nin içinde veya şahsında farzederek dua ve secde yapmalarında hiçbir sakınca olmadığı gibi, hıristiyanların da Cenab-ı Allah’ı, Hz. Mesih’in şahsında gördüklerini farzederek dua etmelerinde, hiçbir sakınca yoktur. Yeter ki “Mesih Allah’tır” demesinler ve “Göklerdeki Babamız” dedikleri tek bir tanrıya, iman ve dua etmeye devam etsinler.

Bu arada, çocukluğundan beri uyanıkken ve mucize olarak Hz. Mesih’i bugünkü suretinde görmeye devam eden, ikibin yılında Hz. Mesih’i medyada görünce: “İşte tanrının bana gösterdiği Mesih bu” diyerek iman eden bir hıristiyan hanım kardeşimizin bize anlattığı bir rüyayı sizinle paylaşmak istiyorum. “Rüyamda Hz. Mesih, beni sırtına alarak ve bir kuş gibi uçurarak gökteki bir bulutun yanına götürdü. Bulutun içinde göklerdeki Babam (yani Allah) vardı. Göklerdeki Babamla Mesih karşılıklı olarak konuşuyorlardı. Ben de kendilerini seyrediyor ve ne konuştuklarını anlamaya çalışıyordum; ama anlayamıyordum. Babayla Oğul, yani Mesih’le Allah, birbirlerine o kadar benziyorlardı ki, hangisinin Baba, hangisinin Oğul olduğunu ayırdetmek, imkansız gibiydi...” diye anlattı. Hz. Mesih o kardeşimize: “Cenab-ı Allah’ın kendisini Mesih’te göstermesini, temsil şeklinde görmüşsün. Rüyada Allah’ın içinde bulunduğunu gördüğün o bulut, benim bedenimi temsil ediyor. Allah’la aramda geçtiğini gördüğün o konuşma da, iç dünyamda oluyor” dedi.
Bu rüyayı dinledikten sonra Cenab-ı Allah, bir müslümana onun anlayacağı şekilde, bir hıristiyana da onun anlayacağı şekilde gösteriyor diyerek Allah’a hamd ettim. Bir ay boyunca günde beş vakit namazda Hz. Mesih’in canlı Beytullah olduğunu yaşayarak gören o hacı amca maalesef Hz. Mesihe iman ettiğini söylemedi. Bilmiyorum belki de imanını gizlemek istemiş olabilir. Hz. Mesih o hacı amcaya: “Apaçık bir şekilde görmüşsün işte” dedi ve başka bir şey de söylemedi. Aslında sayın Hasan Mezarcı’nın “beklenilen Mesih” olduğuna iman etmeyen birinin böyle bir mucize görmesi, dinleyenler için çok daha anlamlı olabilir diye düşünüyorum. Bu görmeler ve görenlerin şahitlikleri, imandan nasibi olanların iman etmelerine, iman edenlerin ise imanlarının kuvvetlenmesine sebep oluyor.

Değerli kardeşlerim

Doğrusu dini konularda hiçbir bilgi sahibi olmayan küçük, günahkâr ve sıradan insanlar olarak bizler, işin başında Hz. Mesih’le birlikte ve Hz. Mesih’e şahitlik yapmak üzere tekrar dünyaya gelen Havâri-Resuller olduğumuzu bilmiyorduk. Bir gece Hz. Mesih’le birlikte bir yakınımızın evinde sohbet ediyorduk. Bir ara Cenab-ı Allah bana vahyedeceğini ve o esnada Hz. Mesih’le birlikte eşimin de yanımda olmasını istediğini bildirdi. Birlikte üst kattaki bir odaya çıktık. Bir radyonun yayına bağlanması gibi, vahiy kalbime bağlanarak iradem dışında söze dönüşüyor ve düzgün cümleler şeklinde ağzımdan çıkıyordu. Eşimle Hz. Mesih de dinliyorlardı. Vallahi o esnada ben söylemiyordum, bana Allah söyletiyordu.

Hz. Mesih’e iman ettikten sonra geçen on iki yıl boyunca Cenab-ı Allah hem bize hem de diğer Havâri-Resullere vahyetmeye, bildirmeye, göstermeye ve öğretmeye devam etti. Eşimin Hz. Mesih’in annesi Mukaddes Meryem olduğunu, benim Mukaddes Meryem’in kocası ve zahiren Mesih’in babası olan marangoz Yusuf olduğumu, sayın Hasan Mezarcı’nın ise Meryemoğlu Mesih-Îsâ olduğunu bana uyanıkken vahyederek Cenab-ı Allah bildirdi.

Evet, ben size Hz. Mesih’in Mücde kitabında:

(3/54)
“Benim gibi bir virâne,
Mesken olmuş güzel yâre.
Layık değil bu harâbe,
Deyu ben ağlayagördüm.”

dediği gibi diyorum. Evet, ben size, diğer Havâri-Resullerle birlikte eşimi ve beni, Hz. Mesih’e şahitlik yapmak üzere ve Ashab-ı Kehf sırrı çerçevesinde tekrar dünyaya geldiğimizi, bize Allah bildirdi diyorum.

Bu süreçte Cenab-ı Allah bana öyle şeyler bildirdi, yaşattı, gösterdi ve öğretti ki, bunların tamamını yazmaya kalksam bir kaç ciltlik kitap olurdu. Bizim görevimiz bunları yazmak değil, tek kelimeyle sayın Hasan Mezarcı’nın Meryemoğlu Mesih-Îsâ olduğuna şahitlik yapmaktır. Bizim yaratılış ve varlık sebebimiz budur.

Bu konuşmamda bizzat yaşadıklarımdan, gördüklerimden ve duyduklarımdan birkaçını dinleyenlere faydalı olur düşüncesiyle anlatmak istedim.
Mesela bir gece Hz. Mesih’le birlikte Havârilerden birinin evinde toplanmış sohbet ediyorduk. O esnada Hz. Mesih’e saldırmak isteyen şeytanlardan Mesih’i korumak için, meleklerin bulunduğumuz evi dört bir tarafından ve havadan kuşatarak koruma altına aldıklarını gördüm ve orada bulunanlara anlattım.
Yine başka birgün kendi evimde oturuyorken gökyüzünden kurbanlık koçların yeryüzüne inmeye başladıklarını gördüm. Hemen Hz. Mesih’i telefonla aradım ve bir taraftan gördüğüm mucizeyi anlatıyor, diğer taraftan da seyretmeye devam ediyordum. Hz. Mesih: “O gördüğün koçlar, Hz. Mesih’e şahitlik yapmak üzere tekrar dünyaya gelen Havâri-Resulleri temsil ediyor” dedi. Vallahi ben bu anlattıklarımı uyanıkken bu gözlerimle gördüm.
Mesela bir başka gün evde uzanmış dinleniyordum. Cenab-ı Allah o esnada Hz. Mesih’in ölüleri diriltme mucizesini bana bizzat kendi bedenimde yaşatarak gösterdi.

Değerli kardeşlerim

Şimdi sırf Cenab-ı Allah’ın bana bildirdiklerinin, yaşattıklarının veya gösterdiklerinin bir kısmını anlattığım için, bana vurulacak ilk damganın “deli” damgası olduğunu biliyorum. Hatta iki bin yıl önce, sırf Hz. Mesih’e şahitlik yaptıkları için, Havâri-Resullere yapılan zulümlerin benzerinin bana da yapılabileceğini göze alarak şahitlik görevimi yapıyorum. Vallahi bizim şahitliğimiz nefsimizden değil, Allah’tandır. Allah bizi bunun için yarattı. Takdîri ilahî bu. Elden ne gelir.

Hz. Mesih’e şahitlik yapmak üzere tekrar dünyaya gelen Havâri-Resullerden biri de, Hz. Mesih’in iki bin yıl önceki eşi olan ve Maria Magdalena denilen, Mecdeli Meryem’dir. Hz. Mesih’le olduğumuz birgün Mecdeli Meryem, bizi ziyarete geldi. Bildiğiniz gibi, iki bin yıl önce Hz. Mesih’in haça gerilerek öldürülmesi esnasında Mecdeli Meryem de oradaydı ve o mezalime bizzat şahit olmuş, o acıyı bizzat yaşamıştı. Şimdi iki bin yıl sonra Mecdeli Meryem, Hz. Mesih’le buluşup sohbet ederken bir anda mucize olarak iki bin yıl önce Hz. Mesih’in haça gerilerek öldürülmesini ve kanlar içindeki ölü bedeninin, Romalı askerler tarafından haçtan indirilip, kollarından tutulup sürüklenerek götürülmesini bizzat oradaymış gibi, aynen yaşayarak görüyor. Feryat edip ağlayarak adeta kriz geçiriyor. Hz. Mesih’in kendisini sakinleştirmesinden sonra Mecdeli Meryem, yaşayarak gördüğü bu mucizeyi bize anlattı. İnşallah diğer Havâriler gibi zamanı gelince Mecdeli Meryem de çıkar ve gördüğü bu mucizeyle birlikte diğer yaşadıklarını ve gördüklerini bizzat kendisi anlatır.

İşte Havâri-Resul Yusuf olarak ben çıktım ve şahitlik görevimi yaptım. Doğrusu bu dünyada şahitlik görevimi hakkıyla yapmış olarak Allah’ın huzuruna çıkmaktan başka bir dileğim yok.

Bildiğiniz gibi, müslümanlar Hz. Îsâ’nın hiç ölmediğine ve fânî bedeniyle Allah’a gittiğine inanıyorlar. Hıristiyanlar ise haçta öldükten ve mezara konulduktan üç gün sonra dirilerek fânî bedeniyle Allah’a gittiğine inanıyorlar. Elbette bu işin en doğrusunu Hz. Mesih bilir. Nitekim Hz. Mesih Mücde kitabının bütünü içinde bu konuyu her yönüyle apaçık bir şekilde anlatmıştır. Başta bu konu olmak üzere, Mesih’i Mesih’ten öğrenmek isteyenlere internette mesih.de adresinde yayınlanan Mücde kitabını, dikkatle okumalarını tavsiye ediyorum.

Son olarak Hz. Mesih’in ölümü ve mezarıyla ilgili Meryem Ana tarafından görülen bir rüyayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Meryem Ana rüyasında çok büyük bir insan topluluğunun kendi aralarında: “Mesih öldü... Mesih öldü...” diyerek konuştuklarını görüyor ve duyuyor. Kendisi Mesih’in öldüğünü söyleyen insanlara: “Ne olur beni Mesih’e götürün” diye ağlayarak yalvarıyor. İçlerinden biri: “Gel ben seni Mesih’in mezarına götüreyim” diyor. O adamla birlikte bir ormana gidiyorlar. Ağaçlarla çevrili boş bir arazide, hafif yüksek bir tepecikte olan Mesih’in mezarına varıyorlar. Ne ilginçtir ki, Mesih’in mezartaşında Hasan Mezarcı yazıyormuş; ama Mesih mezarın içinde değil, üstündeymiş. Şu andaki görünümüyle ve bedeniyle canlı olarak Mesih, mezarının üstüne uzanarak kitabını yazıyormuş. O adamla birlikte Meryem Ana, Mesih’in yanına vardıklarında Mesih kitabını bitirmiş ve sonuna “Meryemoglu Mesih-Îsâ” yazarak imzasını atmış.

İşte, iki bin yıl önce haça gerilerek öldürülen ve hiç kimsenin bilmediği bir yere gömülerek mezarı gizlenen Meryemoglu Mesih-Îsâ’nın, aynı bedeniyle bir anneden doğarak tekrar dünyaya geldiğini ve o Mesih’in sayın Hasan Mezarcı olduğunu apaçık bir şekilde gösteren bir rüya. Ve işte Hz. Mesih’in her iki dönemini de anlatan, kendi elleriyle yazdığı, Mücde kitabı. Ve işte Havâri-Resuller olarak bizlerin şahitliği.

Değerli kadeşlerim

İki bin yıldan beri dünyanın çeşitli ülkelerinde “beklenilen Mesih” olduğunu iddia edenler çıkmıştır ve bundan sonra da çıkacaktır. Ancak bunlardan hiçbiri sayın Hasan Mezarcı gibi, Cenab-ı Allah’ın kendilerine vahyettiği Havâri-Resulleriyle birlikte ortaya çıkmamıştır ve çıkamaz da. Çünkü “ben Mesih’im” demekle mesih olunamayacağı gibi, “ben Havâriyim” demekle de havâri olunmaz. Çünkü hem Hz. Mesih’e hem de Hz. Mesih’in Havârilerine, Hz. Mesih’in her iki dönemiyle ilgili ilahî sırları Cenab-ı Allah’ın bildirmesi, vahyetmesi, göstermesi ve öğretmesi şarttır. Çünkü havârileri olmayan, Mesih olamaz ve Allah’ın vahyetmediği kişiler de havâri olamaz. Hiç şüphe yok ki, Cenab-ı Allah’ın hidayet ettiği mümin gönüller, gerçek Mesih’le sahtelerini birbirinden ayırdedebilecek bir imana ve ferasete sahip olurlar. Zaten Hz. Mesih’in her iki dönemiyle ilgili ilahî sırları ve mucizeleri apaçık bir şekilde anlatan Mücde kitabı, sayın Hasan Mezarcı’nın Meryemoğlu Mesih-Îsâ olduğunu gösteren apaçık delillerden biridir. Çünkü din bilginleri tarafından yazılan hiçbir kitap, Mücde kitabında olduğu gibi, Hz. Mesih’in her iki dönemiyle ilgili ilahî sırları doğru olarak açıklayamamıştır ve açıklayamaz da. Çünkü onlar Mesih’le ilgili ilahî sırları bilmiyorlar. Halbuki Mücde kitabında, Meryemoğlu Mesih-Îsâ’nın bizzat kendisi, Cenab-ı Allah’ın vahyi ile her iki dönemini de anlatıyor. Ayrıca Havâri-Resuller de bu ilahî sırların doğru olduğuna şahitlik yapıyorlar. Nitekim Hz. Mesih Mücde kitabındaki bir ayette:

(2/165)
On sekiz bin âlemi ben,
Gördüm Mevlâ’nın gözüylen.
Var mı bu esrarı bilen,
Benden gayrı diyegördüm.

diyerek inkârcı din bilginlerine meydan okuyor.

Kıyamet öncesi günahla dolu olan böyle bir dünyaya Cenab-ı Allah, vadettiği üzere kurtarıcı olarak Mesih’ini göndermiş ve iman edenlerin kurtulacağını mücdelemiştir. Bizim gibi aciz, küçük, günahkâr ve sıradan insanları seçerek ve Hz. Mesih’e Havâri-Resul ve şahit yaparak yücelten Cenab-ı Allah’a sonsuz şükürler ediyoruz.

İşte Havâri-Resul Yusuf olarak ben Cenab-ı Allah’ın ve insanların önünde yemin ederek sayın Hasan Mezarcı’nın Meryemoğlu Mesih-Îsâ olduğuna şahitlik yapıyorum. İman edenlere kurtuluş, cennet ve ebedî hayat mücdesi veriyorum. Sizlere, bir an önce ve samimiyetle Cenab-ı Allah’a yönelerek Mesih konusunda kalbinizi tatmin etmesi için, dua etmenizi tavsiye ediyorum.

Sözlerimi Mücde kitabından iki ayetle noktalamak istiyorum:

(10/36)
Mesih Allah’ın kapısı;
Sığar kulların hepisi.
“Îmân et, kurtul” cümlesi,
Mücde’nin özüdür gördüm.

(13/44)
Bundan büyük mücde olmaz.
İnkâr eden iflâh olmaz.
Îmân eden asla yanmaz,
Şol cennete uçar gördüm.

Hidayete tabi olanlara ve beklenilen Mesih’e iman ederek kurtuluşa erenlere selam olsun.

Ağustos 2013